Kartal’ın sahil yolu baştan başa bostan. Sebzesi meşhur. Özellikle de pırasası ve havucu. Rıhtımında o zamanlar kurulurdu pazar. Arabalarla sebzeler gelirdi rıhtıma ve beraberinde olurdu alım ve satım işleri. Oradan da adalara yapılırdı sevkiyat. Her yere motorlarla Kartal’ın sebzesi giderdi.
Yakacık’a, Adalar’a piknik yapmaya, çay içmeye giderdik. Şimdiki Uzunkaya Pasajı’nın olduğu yerde film izlerdik. Şu andaki Çarşı Hamamı’nın karşısındaki yer ise Gençlerbirliği binası idi. Orada müsamereler, konserler düzenlenirdi. 1932’li yıllarda Kartal’ın bütün gençleri oraya giderdi.
1930’lu yıllarda genç olmak ya da hayatın belli bir evresindeyken yaşamak. O yıllarda yer almak, hanesi henüz 500 olan bir bölgede herkesten ‘bihaber’ değil, haberdar olmak... Bir sabah vakti atlayıp sandala, insanların paylaştığı birçok şeyin olduğu yerden denizlere açılmak, farklı dünyalara açılır gibi. O dönemlerden, 50 yılı aşkın bir geçmişten; denizin sesini, dostluğun sevincini ve sonsuz saadetlerini önümüze getiren Kemal ve Güzin Bako çifti 500 haneli bir yeri –o zamanların Kartal’ını-, yaşanmış olan anıları, dostlukları, mutlulukları kısaca hayatlarına dahil olan her şeyi di’li geçmiş zamanlardan şimdiki zamana taşıyorlar. Şimdiki zamanlardan geçmişi görebilmeniz dileğiyle...
| |
|
Saat 11:00. Görüşme için verdiğimiz saate sadık kalmıştık ve tam vaktinde gelmenin vermiş olduğu rahatlamayı yaşamak da güzel bir duyguydu ve daha bir emin oluyordu insan kendinden. Ve zile basıyoruz, açılıyordu kapı. Kapı ile birlikte geçmişe yol alan bir gemi de kalkıyordu… Ve herkes o geminin içerisinde bizi bekliyordu. İki kaptanı vardı geminin ve seslerini duyabiliyordum: “Bütün yolcular gemiyee! Geçmişe kalkıyoruzz.” Bu sesi duyunca biraz daha hızlı aşıyorduk merdivenleri ve karşımızdaydı kaptanlarımız. “Hoş geldiniz. Biz de sizi bekliyorduk.” Yetişmiştik. Artık içeri giriyor ve biraz da soluklanıyoruz. Oldukça ferah bir ortam. İkisi de memnun görünüyordu gelişimizden. Hal hatırlarını soruyoruz önce. Güzin Teyze’nin biraz rahatsız olduğunu da bu sayede öğreniyoruz. Dizlerinde kireçlenme olduğu için ağrıları varmış. “Rahatsızım, kusuruma bakmayın.” deyince ‘Asıl siz kusura bakmayın, keşke başka zaman gelseydik’ düşünceleri ile yoğruluyoruz. Ve hazır sırası gelmişken tekrar acil şifalar diliyoruz.
Sohbetimize geçmeden evvel gayri ihtiyari midir bilinmez evdeki detaylar gözüme ilişmeye başlıyor. Nereye baksam, eskilerin o nostaljik havasını yansıtan eşyaları görüyorum. Vitrindeki eski resim, belli aralıklarla çınlayan devasa bir saat, kenarındaki kesimleri ile işçiliğini konuşturan fincan takımları, ahşap sehpa ve üzerindeki kenarı işlemeli mendiller. Detaylara bu kadar yoğunlaşmışken önümüze konan iki fincan çay ile daldığım nostaljik havadan sıyrılıveriyorum ve dikkatimi o leziz tada bırakıyorum. Derken sohbete başlamak için sorular arasında gidip geliyor beynim, çünkü elimde olmayan sorularımla gitmiştim. Biliyordum sohbetin sohbeti açacağını ve soruların devre dışı kalacağını ve belki de bu yüzdendi kendime olan cesaretim. Kendilerini tanıyarak başlıyoruz öncelikle sohbetimize ve bizi çağıran o gemi, artık iki kaptanı ile birlikte yavaştan hareket ediyor limandan.
Güzin Hanım’dan başlıyoruz. 1929 yılında Pamukova’da doğmuş. Babası memur olduğu için çocukluğu boyunca bir çok yer gezmiş ve 1942 yılında babasının Kartal’a istasyon müdürü olarak atanması ile birlikte buraya gelmiş. Bir daha da yer değiştirmemişler. “Babam memur olduğu için bir çok yer dolaştık. Eskişehir, Ankara bunlardan sadece bir kaçı. En son olarak da Kartal’a geldik ve o günden beri burada yaşıyoruz.” diyor Güzin Hanım. Eğitimine burada devam eden Güzin Hanım, Sanat Okulu’ndan mezun olmuş ve bir çok branşta eğitim almış. En başarılı olduğu alan ise dikiş-nakış. Özellikle o zamanlarda kapı önlerinde, sohbetin tatlı olduğu günlerde, komşularla birlikte bir araya gelinip nice nakışlar yapılırmış örtülere. Kemal Bey de tüm bu anlatılanlarla birlikte geçmişteki yerini almıştı çoktan. 1927 yılında Konya’da doğmuş Kemal Bey. Nüfus kağıdında Konya yazsa da aslında İstanbul’da doğmuş. O da çok yer gezmiş asker babasıyla birlikte. Babası emekli olunca, şu anda oturdukları yeri almışlar. Haydarpaşa’daki lise yılları ve yarıda bırakılmış okul hayatı… Sonrasında başlayan hayat mücadelesi… “Okulda bir arkadaşım vardı, babası gümrükçüydü, beni de gümrük komisyonculuğu imtihanına sokmuştu. Aşağı yukarı 40 sene bu mesleği yaptım.” şeklinde ifade ediyor iş hayatına başladığı yılları Kemal Bey.
| |
|
|
Kemal ve Güzin Bako çifti Kartal İstasyonu'nun arka tarafında çocuklarıyla birlikte.
|
Kemal Bey’in bitip tükenmeyen deniz tutkusu
Elli yıla yakın bir süredir Kartal’da yaşayan ve anılarıyla buraya ait olan çift, özlemle anıyor o günleri. Özlemleri de alışkanlıklarıyla beraber geliyor. Kemal Bey’in deniz sevdasını öğreniyoruz, zamanının çoğunu mavi deryalarda geçirdiğini. Sabahın erken saatlerinde çıkar, güneşin batışı ile gelirmiş çoğu zaman. Yelken sporu yaparmış, sandalı varmış bir de. “Zamanımın çoğunu sandalımla ya da yelkenimle denize açılarak geçirirdim. Çok emniyetli bir sahilimiz vardı ve sandalımı sahile çeker, kürekleri incir ağacının dallarına bağlardım. İki ay kalsa bile kimse dokunmazdı. Sonra balık tutardım. İstavrit, lüfer, mercan balığı yakalardım. O zamanlar daha boldu balıklar.” Eşini hep sandalı ile gezdirirmiş Kemal Bey ve “Alırdım eşimi, adalara, Fenerbahçe’ye gezmeye götürürdüm. O zamanlar denizin bizdeki anlamı daha farklıydı. Her yönüyle faydalanırdık bu nimetten.” şeklinde anlatıyor bitip tükenmek bilmeyen deniz tutkusunu. Güzin Teyze’nin de bu konuda söyleyecekleri vardı; “Bütün ömrü denizde geçti Kemal’in. Başına bir şey gelecek diye de korkardım. Kötü havalarda ondan haber alamadığım çok zaman olmuştur. Ama bu sevgisinin de farkındaydım. Çok gezmişizdir sandalla, yemeğe giderdik hep. Şimdi o sandal, balık ağları, yelken kıyafetleri yazlığımızda durur.” Aradan yıllar geçse de Kemal Bey’in büyük sevdasını halen kaybetmediğini bu sözlerle anlıyoruz.
En çok neye özlem duyuyorlardı peki? Kemal Amca’nın cevabı tam beklediğimiz gibi oluyor. Onun en çok özlem duyduğu anlar, denizde geçirdiği sayısız zamanlardı. O yüzdendi belki de geriye bıraktığı bir balık ağı ya da yıllanmış bir sandal. Güzin Hanım da; “Ben en çok gençliği özlüyorum yavrum.” diyor ve farkında olmamız için bize bazı şeyleri hatırlatıyor; ‘Keşke o zamanlara dönsek de fark etmeden hayatımızdan gelip geçen gençlik zamanlarını yaşasak ama bu sefer farkında olarak yaşasak’ der gibi bakıyor ve; “Çok aktiftim, çalışkandım. Ama size sormadan hayatınızdan çıkıveriyor gençlik, haberiniz bile olmuyor, bu yüzden değerini bilin.” deyiveriyor.
Sohbetimiz ile birlikte deryalara açılan gemimizde sıra, o zamanların Kartal’ındaki komşuluk ilişkilerine geliyor. Babası emekli olduktan sonra Yukarı Mahalle’de oturan Güzin Hanım alıyor sözü; “Yukarı Mahalle’de oturduğum günleri, komşuluk ilişkilerini unutamam. Yardımsever ve gerçekten çok iyi insanlar vardı. Yoksulundan zenginine kadar herkes birbirini sayar, sever ve hal hatır sorardı. Şimdilerde apartman içinde kimse kimseyi tanımıyor.” diyerek bugünlere belki de bir gönderme yapıyor ve şöyle devam ediyor: “Bir çok dine mensup olan komşularımız da vardı. Kurban bayramlarında kurban kestiğimiz vakit, babam; ‘Sakın ha! Ayırmayın onları. Onların da komşuluk hakları var.’ derdi. Onlar da evlerinde bir şey yaptıkları vakit, muhakkak bir tabağa koyar getirirlerdi.” Kemal Bey de bir örnekle sürdürüyor komşuluk ilişkilerine dair sohbetimizi; “Buzdolabı tamircisi olan bir komşumuz, bana oğlumun doğum haberini getirmişti. Benden fazla onlar sevinmişlerdi ve çok duygulanmıştım.”
Sabahın erken saatlerinde iskeleye inmeli, yandan çarklı vapurlarına binmeli, yanınıza almalısınız kahvaltılıklarınızı ve adaları seyrede seyrede karşı yakaya yani İstanbul’a gitmelisiniz. Yakaya iliştirilen bir mendilde, başa takılan bir şapkada veya mutlaka bir takım olan elbiseler içinde bulunan insanlarda hissetmelisiniz o dönemleri. ‘Bey’ ve ‘hanımefendi’ sözcüklerini daha çok duyarak belki, belki de karşıdan gelen bir bayana kenara çekilerek öncelik veren bayları görerek ya da kapı önlerinde bir araya gelen genç kızları, babaanneleri, teyzeleri, oynayan çocukları görerek ve muhabbetlerin en koyu zamanlarına ortak olarak hissetmelisiniz. Büyük bir çınar ağacının içerisindeki oyukta yaşayan bir tenekecinin sanat icra ettiğini görmelisiniz. Kartal’ın tüm bu detaylarını Kemal Bey ve Güzin Hanım veriyor bizlere ve devam ediyorlar. “Kartal’ın sahil yolu baştan başa bostan. Sebzesi meşhur. Özellikle de pırasası ve havucu. Rıhtımında o zamanlar kurulurdu pazar. Arabalarla sebzeler gelirdi rıhtıma ve beraberinde olurdu alım satım işleri. Oradan da adalara yapılırdı sevkiyat. Her yere motorlarla Kartal’ın sebzesi giderdi. Mehmet Ali Kaptan diye bir kaptan vardı, motoru ile tahta iskeleye yanaşır, sebzelerini satardı. Akşamüstü buradan kalkar, sebzeleri hale götürürdü ve aynı zamanda Kartal’daki bakkalların ihtiyacı olan eşyaları yükleyip getirerek her gün seferine çıkardı.” diyerek yardımcı oluyor Kemal Bey, o günlerin Kartal’ına dönmek isteyenlere.
| |
|
|
Kemal ve Güzin Bako çifti, sorularmızı içtenlikle yanıtladı.
|
Tam elli yıl kayınvalide ve kayınpederi ile geçen zamanlar
O zamanların sevgileri de bir başka tabi. O sevgilerin en güçlüsünü yaşayan, bir erkek bir de kız çocuğa sahip olan ve yarım asırlık bir evliliğe imza atan Güzin-Kemal Bako çifti, nasıl tanışmıştı peki? Kemal Bey alıyor sözü; “Eşimin erkek kardeşi benim çok iyi arkadaşımdı. Evlerine gidip gelirdim. Kendisini çok beğeniyordum ama eşim bilmiyordu. Tabi o zamanlar hemen gidip anlatamıyorsunuz derdinizi. Ama zaman geçiyordu ve çıkar yolu yoktu, söylemem gerekiyordu. En sonunda kardeşine mevzuyu açtım ve haber gönderdim kendisine. O da sevmiş ki beni, kabul etti.” diyor ve eşi ile birlikte gülüyorlar. Evlenmişler fakat tam 2 sene beklemişler birbirlerini. Çünkü evlerindeki kiracıları çıkmamış ve 2 sene sonunda bir ev kurabilmişler. Bu kadar uzun bir evliliği ayakta tutmak zor olsa gerek. “Mutlaka sorunlarla karşılaştık biz de. İki tarafın da kusuru olabilir tabi ki ama tartışma esnasında bir tarafın alttan alması gerekli. Anlayışlı da olmak lazım. Şimdiki gençler biraz sabırsız, katlanamıyorlar birbirlerine. Hemen bağırıyorlar, çağırıyorlar. Anlayış çok önemli. O benim arkadaşlarıma, ben de onun arkadaşlarına anlayış gösterirdim, ‘Her yere ben de geleceğim’ demek olmaz.” şeklinde değiniyor bu konuya Güzin Hanım ve ekliyor: “Allah bize bu yaştan sonra başka yastıklar göstermesin değil mi? Kemal.” diyerek gülümsüyor eşine ve Kemal Bey de doğal olarak onaylıyor. Bu arada Güzin Hanım’ın tam 50 sene kayınvalidesi ve kayınpederi ile beraber oturduğunu öğreniyoruz ve bu bir rekor olmalı diyoruz. “Eskiden daha mı farklıydı bilmiyorum ama biz çok fazla sorun yaşamadık. Allah rahmet eylesin daha bir sene oldu vefat edeli ikisi de.” diyor Güzin Hanım.
Evliliklerinde yarım asrı deviren Kemal-Güzin Bako çifti, uzun yıllar boyu süren saadetli yaşamlarında Kartal’da en çok nerelere giderlerdi peki? “Yakacık’a, adalara piknik yapmaya, çay içmeye giderdik. Şimdiki Uzunkaya Pasajı’nın olduğu yerde film izlerdik. Şu andaki Çarşı Hamamı’nın karşısındaki yer ise Gençlerbirliği binası idi. Orada müsamereler, konserler düzenlenirdi. 1932’li yıllarda Kartal’ın bütün gençleri oraya giderdi. Meşhur Hafız Burhan gelirdi sanatını icra etmeye.” diyor Güzin Hanım. Bankalar Caddesi’nde Yıldız Restoranı’nın olduğu yer, ortasında havuzu, üstünde asması ile aile bahçesiymiş. Hafız Burhan konserini verdikten sonra buraya gelir, gece saat 1’e kadar oturup, kendi kendine şarkı söylermiş.
Aynı geminin kaptanı olan Kemal ve Güzin Bako çifti ile birlikte o dönemlere yaptığımız yolculuğun sonlarına gelmeye başlıyoruz. Nice sandalların kürek çektiği, nice balıkçı ağının süzüldüğü denizler, çay bahçelerindeki sohbetler, kapı önlerinde yapılan nakışların sonuna yaklaşıyoruz. O zamanlar iki sefer yaptı vapur. Sabahları kalktı ve o az hanesiyle herkesin birbirini tanıdığı Kartal’ın insanlarını aldı; akşam geri getirmek şartı ile. Akşam geri geldi vapur, getirdi bir ağacın oyuğunda yaşayan bir tenekeciyi ya da takım elbiseler içerisindeki beyefendileri… getirdi vapur o zamanların utangaç gençlerini, yaşlılarını, sevgilerini, saygılarını… ve getirdi vapur Kemal Amca ve Güzin Teyze’yi…
Didem KOCA |