YIL: 1 SAYI: 12 / Temmuz 2006                           Şuan Arşiv bölümümüzdesiniz. Güncel Sayfamıza dönmek için tıklayınız!
kentim.com.tr
Kartal

DUYURULAR

“Gözümüzü Kartal'da açtık inşallah Kartal'da kapatırız ”



Dört kuşaktır Kartal’da yaşayan ve Kartal’a aşık olan Oğuz ve Hüsniye Belentepe çifti de sadece minareyi görebilecek kadar Kartal’dan uzaklaşıp, minareyi asla kaybetmeyenlerden. Dünyada birçok şehri gezen, Paris’te ve Almanya’da kalan Belentepe çifti için Kartal vazgeçemeyecekleri bir yer.

“Rıhtımı çok güzeldi, bence en güzel mekanı Kartal’ın. Nezihti, her zaman aynı insanlarla karşılaşırdınız, çay içmeye giderdik, sohbet ederdik. Akşamı zor yapardık rıhtıma gitmek için. Seyyar arabacılar gelir; dondurma, macun, pamuk şeker satarlardı. Tüm Kartal’ın tanıdığı Dondurmacı Hikmet, Arnavut Rasim vardı. Rasim Ağa aynı zamanda güzel sütlaç, muhallebi yapardı.”

 

Geride bırakılanlarla, yaşanılan ve paylaşılan güzelliklerle mekanlara anlamlar yüklemek... Vazgeçilemeyen yerlerin tılsımı yaşanmış olandan görmek istenileni insanlara sunmasıdır. Kartal’ı tanımak ve yaşayanların dilinden Kartal’ı dinlemek amacıyla yaptığımız sohbetlerde en çok mekanlarla insanlar arasında duygusal bağ oluşturan bu tılsımı hissettik. Dört kuşaktır Kartal’da yaşayan ve Kartal’a aşık olan Oğuz ve Hüsniye Belentepe çifti de sadece minareyi görebilecek kadar Kartal’dan uzaklaşıp, minareyi asla kaybetmeyenlerden. Dünyada birçok şehri gezen, Paris’te ve Almanya’da kalan Belentepe çifti için de Kartal vazgeçemeyecekleri bir yer. Selanik göçmeni olarak Kartal’a gelen Belentepe Ailesi 60 İhtilali’nden sonra subaylardan aldıkları Petrol-iş Mahallesi’ndeki evlerinde yaşamlarını torunlarıyla iç içe sürdürüyorlar. Kendilerinin buradan ayrılamamalarını doğal karşılayan Oğuz Bey, torunlarının da Kartal’a bu denli bağlı olmasını garip karşılıyor.

 

“Tıpkı bizim gibi torunlarımız da Kartal’a aşıklar”
 “Aşıklar bizim torunlar buraya, biz de. Biz aşığız buraya çünkü doğma büyüme Kartallıyız.
Gözümüzü burada açtık, inşallah burada kapatırız. Babam, annem vefat etti ama Kartal’da nereye gitsem onları hatırlatacak bir şeyle karşılaşırım. Her yerinde bir anı bıraktık. Babam Kartal’da herkes tarafından tanınır ve sevilirdi, tek sünnetçisiydi o dönemde Kartal’ın. Çok kıymet verirlerdi babama çünkü sağlık memuru gibi çalışırdı. 17 köy vardı Kartal’da, at sırtında köy köy dolaşırdık birlikte. Babamın işinden dolayı eve gelmediği dönemler olurdu. Bugünkü Hükümet Konağı’nın ordaydı ilk evimiz. İki katlı, bahçeli, etrafı meyve ağaçlarıyla dolu... 60 senesine kadar o evde yaşadık. Evimizin yanında Merkez İlkokulu vardı. Ben, eşim, çocuklarım o okulda okuduk. Lise için Haydarpaşa’ya gittim.

 

“Hayatımın en güzel dönemi, trenle yolculuk yaptığım  lise yıllarıydı”
“Anılarımda çok özel bir yere sahip liseye giderken trende yaptığımız yolculuklar. Sabah tüm arkadaşlar kalkar treni beklerdik. O zamanlar tren Kartallılar için çok önemliydi, özellikle de öğrenciler sık kullanırdı treni. Erkekler Haydarpaşa Lisesi’ne, kızlar da  Kadıköy’e giderdi. Gençlik işte, trenden el sallardık dışarıdaki kızlara, onlarda bize karşılık verirse değmeyin keyfimize. Tekrar göreceğiz diye o kızı, hep aynı yere bakardık. Bedava trene binmek için uğraşır, yakalanacağımızı anlayınca kaçardık. Ama beleşçi değildik, ara sıra biletsiz binmek isterdik; o da heyecan olsun diye işte. Ama bunu hep yapanlar vardı, beleşçiydi onların lakabı bizim aramızda, dalga geçerdik onlarla.” Oğuz Bey duruyor ara ara anlatırken, yaşadığı anlara dönüyor, susuyor ve bozmak istemiyoruz bu sessizliği. Trenden el sallayan ve el salladığı kızı göreceğini ümit eden, biletsiz binmeye çalışırken yakalanacağını hisseden çocuğun heyecanını düşünüyor ve biz de o yaramazlıkları yaparken buluyoruz kendimizi sohbetimize kaldığımız yerden devam ederken...
 
“Yaramazlıklar yaptım, pamuk şeker yedim, doyasıya yaşadım çocukluğumu”
“Çocukluğumda maddi yönden çok iyi durumda değildik; memur çocuğuyduk ve kıt kanaat geçinirdik. Yazın, ayakkabılarım hemen eskimesin diye yalın ayak çok dolaştığımı bilirim. Çocukluğumu doyasıya yaşadım. Yokluk çektim, yalın ayak dolaştım, yaramazlıklar yaptım, arkadaşlarımla birlikte eğlendim, pamuk şeker yedim, komşuları kızdırdım... Oturduğumuz yer hükümet binasına yakındı. Badem ağacı vardı, mevsimi geldiğinde çok güzel meyve verirdi o ağaç, beraber oynadığımız üç arkadaş badem ağacına çıkıp, badem yemiştik bir gün. Şikayet etmişler Başçavuş yakaladı bizi, hapse götürdü. Eve gittiğimde annem o kadar kızmıştı ki, üstümde şemsiye kırmıştı.(Annesini rahmetle yad eden Oğuz Bey zamanında yaramazlıkları yüzünden annesinin az dayağını yemediğini de söylemeden geçmiyor.) Bizim Ankara Caddesi üzerinde bir lokalimiz var, eski arkadaşlar bir araya gelir toplanırız orada. Çaylar içilir, muhabbet muhabbeti açar, maziye dalar, okula giderken trende yaşadıklarımızdan, birlikte yaptığımız yaramazlıklardan, çaldığımız eriklerden, Kartal’dan  bahsederiz.” Oğuz Bey anlatıyor, biz de sorularla unuttuklarını hatırlamasına yardımcı oluyoruz. İstediğimiz ise, bugün bizim yaşadığımız günlerin ve Kartal’ın onlardaki karşılığının ne olduğunu öğrenmek. Bayramlardan eğlencelerine, futboldan ilgilendiği sporlara, arkadaşlarından Kartal’da sevdiği mekanlara dair koyu bir sohbete dalıyoruz tekrar Oğuz Bey’le.

 

“Bizler keyifli bir yaşam geçirdik Kartal’da”
“19 Mayıs’ta bugün yapılan etkinliklerden farklı olarak gençlik koşuları olurdu ve biz her 19 Mayıs’ta katılırdık koşuya. 19 Mayıs’ta İstanbul toprağının Ankara’ya götürülmesi için Cevizli’den toprak alır Anıtkabir’e giden arkadaşlarla gönderirdik. Biz keyifli bir yaşam geçirdik. Futbol oynardık mahalle arkadaşlarımla. Bir de gazhanenin takımı vardı, orada oynadım. Dolmabahçe Stadı’nda maçlar yapardık. Kartal’da da güzel  bir toprak saha vardı, maçlar olurdu. Büyük futbolcular gelirdi Kartal’a; Fenerbahçeli Lefter, Beşiktaşlı Şükrü ve Çengel Hüseyin maç yaparlardı. Fenerbahçe ve Beşiktaş maçları olduğunda arkadaşlarla birlikte izlemeye giderdik. Ben koyu Fenerbahçe taraftarıyım, arkadaş da Beşiktaş ama dönerken kim yenilirse yenilsin tartışmazdık.” Maziden konuşurken Fenerbahçe’nin çok yakın bir zamanda kaçırdığı şampiyonluk geliyor aklımıza, Oğuz Bey’in de Fenerbahçeli olduğunu duyunca takılmadan edemiyoruz, Oğuz Bey’i daha fazla kızdırmamak için konuyu  değiştiriyoruz.

“ Çok keyif aldığımız ve ailecek izlemeye gittiğimiz etkinliklerden bir tanesi de Kartal sahilde düzenlenen kayık yarışlarıydı. Anadolu Hisarı’ndan, Kadıköy’den, her yerden yarışı izlemek için insanlar gelirdi.”

“Gençlik yıllarımız çocukluğumuza göre oldukça zor geçti”
Çocukluğuna ve gençliğine dair anılarını bizlere anlattıkça daha da iyi hatırladığını belirten  Oğuz Bey, çocukluk yıllarından çıkıp gençliğe adım attıklarında hayatın kendileri için çok  zorlaştığını söylüyor. “1954 ve 57 yılları arasında cankurtaranda, yani bugünkü adıyla itfaiyede çalıştım. Çok sıkıntılı ve zor bir işti. Daha sonra Gazhaneye geçtim, tankerciydim orada. Askerlik geldiğinde işi bıraktık tabii. 1951 ve 52 yıları arasında Kore’ye gittim askerlik için. Biz hava askeriydik, Kore’ye asker gönderimi başlamıştı ve biz bazı arkadaşlarla gönüllü olarak gitmeye karar verdik. Çok doğru bir karar değildi aslında bu, döndüğümde ailemi perişan bulmuştum. Gemiyle gittik Kore’ye. Şartlar inanılmaz ağırdı. Koreliler bize yardım ediyordu ve sıcakkanlı insanlardı gerçekten. Daha önceki kafileyle birlikte gelen Kartallı bir çocukla karşılaştım Kore’de. Birbirimizi Kartal’da tanıyamamışız ama Kore’de tanıştık ve arkadaş olduk. Askerlik bitince eve, Kartal’a döndük. Annemi perişan bir halde buldum döndüğümde. O dönemi atlattıktan sonra annem beni evlendirmek için çalışmalara başladı ama nafile. İtfaiyede çalışırken Hüsniye Hanım’ı görüyordum. Naci Kazan’ın ‘Binbir Çeşit Marketi’ vardı itfaiyenin yanında, alışveriş yapmak için gelirdi her zaman. Nişanlandık sonra ama çok nişanlı durmadık ve ailesinden istemeye gittik, önce vermek istemediler bayağı uğraştık, evlendik ve iki tane de çocuğumuz var. 48 senedir de idare ediyoruz işte. (Gülüşmeler).

“İdare ediyoruz tabi ki, doğru söylüyor. 48 yıl oldu, idare etmezsek nasıl bu kadar yıl kavgasız gürültüsüz durabiliriz. 16 yaşımda evlendim ben Oğuz Bey’le”. Zamanımız kısıtlı fakat; bayanların penceresinden de Kartal’ı görmek istiyoruz. Oğuz Bey’in bu sözüyle,  bizi o ana kadar dinleyen Hüsniye Hanım sohbetimize dahil olunca, biz de Oğuz Bey’le konuşmamıza ara verip, Kartal’da bayanların günlerini nasıl geçirdiğini öğrenmek için sözü Hüsniye Hanım’a veriyoruz.

“Akşamları yazlık sinemalar olurdu; erkekler kovboy, kadınlar Türk filmi izlerdi”
“Ben eşimi ilk sinemada gördüm o da beni orada fark etmiş ve takıldı peşime. Akşamları  yazlık sinemalara tüm Kartal gelirdi. Çocukluğumda Cahide Songu’nun oynadığı “Kanlı Küpe” filmini izlemiştim, çok ağlamıştım o filmde. Kartal’da bayanların en büyük eğlencelerinden biri de meydan düğünleriydi. Şimdi moda olan kır düğünleri gibi. Kına gecesi yapılırdı, kadınlar eğlenirdi kendi aralarında. Düğün alışverişleri için Kadıköy’e ve Kapalıçarşı’ya inerdik. Ankara Caddesi’nde de alışveriş yerleri vardı ve bugün olduğu gibi bizim zamanımızda da çok kalabalıktı cadde. Manifaturacı Hakkı Abi, Yüncü Hasan, Bakkal Abdullah, Yaşar Amca vardı, alışverişi buralardan yapardık. Rıhtımı çok güzeldi, bence en güzel mekanı Kartal’ın. Nezihti, her zaman aynı insanlarla karşılaşırdınız, çay içmeye giderdik, sohbet ederdik. Akşamı zor yapardık rıhtıma gitmek için. Seyyar arabacılar gelir; dondurma, macun , pamuk şeker satarlardı. Çok lezzetliydi ve süt tadını alabiliyordunuz dondurmadan. Tüm Kartal’ın tanıdığı Dondurmacı Hikmet, Arnavut Rasim vardı. Rasim Ağa aynı zamanda güzel sütlaç ve muhallebi yapardı.”

“Kartal’da ünlülerin ve siyasetçilerin katıldığı büyük balolar olurdu”
“Kartal’da 40’lı ve 50’li senelerde Uzunkaya Pasajı’nın içindeki bahçede balolar yapılırdı. Ünlü isimler, siyasetçiler, İngilizler gelirdi Kartal’a. Ve baloda Kartal’ın bandosu görev yapardı. Bu bandoda itfaiyeci, bakkal, manav, memur... Kartal’da her meslek kolundan insan  yer almıştır.” Hüsniye Hanım’la daldan dala konduğumuz sohbetimizde Kartal’daki yemek kültürüne de değiniyoruz. Ailesinin Selanik Drama’dan geldiğini söyleyen Hüsniye Hanım, göçmenlerin Kartal’a yemek kültürünü de beraberinde getirdiğini belirtiyor. “Bizde Asma pide meşhurdu. Annemler sık sık yapar ve komşulara da dağıtırdı. Kısa zamanda tüm Kartal’da yapılmaya başlandı Asma pide.” Kartallıların bildiği bir yemeği öğrenmeden olmaz diyor ve yapımı basit olan bu pidenin tarifini sizler için alıyoruz: “Kartal’da üzüm bağları çok  ve yapraklar da güzel olduğu için sıkça yapardık bunu. Asma yaprağı, mısır unu, yeşil soğan, ekşi yoğurt, bol nane, bunları bulamaç yaparız. Tepsinin içine asmaları bir sıra dizer araya bu bulamaçtan bir parmak kalınlığında sürüp tekrar üstüne asma yaprağı koyarız. Annemler kömür mangallarda çevire çevire pişirirlerdi pideyi. Ben geçenlerde fırında yaptım o da güzel oldu, mayhoş bir tadı var.”

Yaşayanların tarihi rehberliğinde geziyoruz bu kez Kartal’ı
“6 Mayıs Hıdrellez günleri hâlâ ateşten atlarız. Bugün de kırmızı keseye para koyup dikerim ve güle asarım onu, berekettir derdi annelerimiz. Sonra çantamın içine koyarım o keseyi.”
Hüsniye Hanım bunu her yaptığında Oğuz Bey, bereketin gülle keseyle bir alakasının olmadığını, aylığa dua etmesini söyleyerek takılırmış eşine. Hüsniye Hanım da ısrarla bu keseden dolayı parasının çok olmasa da hiç eksilmediğini savunurmuş. 48 senenin nasıl geçtiğine şahit oluyoruz biz de. Saygı, arkadaşlık, sevgi ve bitmek bilmeyen neşe...

Dünle bugünü harmanlayıp sunmaya çalıştığımız sohbetlerimizde, her defasında farklı bir şekilde dinliyoruz Kartal’ı. Her sohbetimizde farklı yönleriyle keşfediyor ve keşfettikçe daha da çok öğrenmek istiyoruz. Yılların Kartal’dan neler götürdüğünü duyduğumuzda üzülsek de, yaşanmış olanları merak etmekten de kendimizi alamıyoruz. Bazen sadece dinlemek yetmiyor. Oğuz Bey gibi bir rehber bulunca sohbetimize sokakta devam etmeye karar veriyoruz. Dinlediklerimizden en azından kalanları görebilmek için rehberimizle birlikte çıkıyoruz Kartal’ın tarih yolculuğuna...

Tuba KURT