YIL: 1 SAYI: 12 / Temmuz 2006                           Şuan Arşiv bölümümüzdesiniz. Güncel Sayfamıza dönmek için tıklayınız!
kentim.com.tr
Kartal

DUYURULAR

y y
110 ülkeyle devr-i âlem
y   y  

110 ülkeyle devr-i âlem



Pek çoğumuzun hayalidir dünyayı dolaşmak. Uzaklarda olmak, maviliklere yelken açmak, yeni insanlarla tanışmak, yeni yerler görmek, düşlere sığmayan tüm mekanları keşfetmek... Görülen her zerrede Yaradan’ın hikmetini bulmak; bunu anlamak ve insanlara anlatabilmek için yollara düşmek... 23 yılda dünyayı devr-i alem etmiş, 110 ülkeyi dolaşarak keşfe çıkanlardan biri de Dragos Turizm Otelcilik Meslek Lisesi Müdiresi Gülay Ozan...

Âmâ bir ozan olan, zamanında Konya’dan Erzurum’a, Şam’dan Halep’e, Mısır’dan Mekke’ye, elinde sazıyla dünyayı dolaşan aşık bir dedenin torunu Gülay Ozan. Allah aşkı ve seyyahlık da ondan geçmiş kendisine. Daha küçük yaşlarda bu hayalinin gerçekleşeceğine inanarak çıkmış bu uzun yolculuklara.

Düşlerine ulaşmasına aracı olan uçaklara duyduğu ilgi ve sevgisi de okul yıllarında başlamış. İstanbul Teknik Üniversitesi Coğrafya Öğretmenliği bölümünü okuduğu yıllarda gündüzleri hosteslik yaparak başlamış tüm dünyayı dolaşmaya. O dönemlerde yaşadığı duyguları da şöyle dile getiriyor: “Uçaklara olan aşkım büyüktü. Yaradan’ın ışığı orada yakaladı beni. İnsanoğlunun bulunduğu her yere beni de ulaştır Allah’ım diye dua ederdim hep. 110 ülke dolaştım bu aşk ile. Allah’ın yarattığı güzellikleri görmek, her zerrede Yaradan’ın hikmetini bulmak anlatılmaz bir duygu benim için.”

Sohbetimiz sırasında gezdiği yerleri ve yaşadığı duyguları anlatan Gülay Hanım o günlere geri dönüyor adeta, bizleri de diyar diyar dolaştırıyor. Bir Afrika gezisinde Rahmetli Barış Manço ile uçakta yaşadığı bir anı geliyor birden aklına ve anlatmaya başlıyor büyük bir özlemle. “Bir Afrika yolculuğunu günümüzün Evliya Çelebisi olarak anılan rahmetli Barış Manço ile yapmıştık. Ekvatoru 8 bin fit yükseklikten izlerken görevli hostesin bana dönüp “Hocam, benim ikinci kez Ekvator’dan geçişim. Ama sizlerin derste anlattığınız çizgiyi göremedim.” demesi ve Barış Manço’nun yerlere yatarak attığı kahkahaları dün gibi hatırlıyorum. Rahmetli usta bana dönüp ‘Hoca, Hoca! Sizin öğrenciler halen Ekvator çizgisini arıyor.’ demesini de unutamıyorum.

 
“Dünyanın Kalbi Kâbe”

Kısıtlı imkanlar ve bin bir emekle başladığı seyahatlerinin ilkini otobüsle Romanya’ya yapan Gülay Hanım’a en çok etkilendiği ülkeleri soruyoruz. Seyyahlığın anlatılmaz bir duygu olduğunu ifade ederek sıralamaya başlıyor yaşadıklarını: “Afrika’nın en uç noktalarına gitmeyi, oradaki yerlilerle birlikte olmayı, Mozambik ülkesine girmeyi nasip etti Allah bana. Ağaçlarda uyuyan aslanları gördüm. Bir fil üzerinde Nepal’deki Maymunlar Adası’na gittim. Gördüğüm, dokunduğum her mahlukun beni Allah’a bir adım daha yaklaştırdığını hissediyordum. Gezmeyi Allah’a yakınlaşmak için bir araç olarak görmeye başlamıştım. Bu ilâhi aşkı hissettikçe, Mekke ve Medine’yi görme isteğim daha da arttı. Mekke’yi gördüğümde, Kabe’nin duvarına dokunduğumda, dünyanın merkezinin orası olduğuna karar verdim. İnsanın Kâbe’si kalbi, dünyanın kalbi de Kâbe. Kâbe’yi görünce bunca yıl neden gezdiğimi anladım aslında. Burası Allah’ın evi. Bir coğrafya öğretmeni olarak “Big Bang” (Büyük Patlama) teorisini orada gördüm. Orada müthiş bir enerji kucakladı vücudumu. Dokunduğum her şey beni ağlattı Kâbe’de. Bir cezbe ve cazibe merkezi tam anlamıyla. Kainatın o noktadan oluştuğunu ve günün birinde oradan toplanıp son bulacağını tüm zerrelerimle hissettim! Çocukluğumdan beri neden gezmek istediğimi o anda anladım.”

 

“Gezmek insana ilkleri yaşatıyor”
Kabe’yi ziyaretinden sonra tasavvuf ilmiyle daha yakından ilgilenmeye başlayan Gülay Ozan mutluluğun reçetesinin tasavvuf olduğunu, mutluluğu da orada bulduğunu söylüyor. Dünyayı gezerken kendi içine de yolculuk yaptığını dile getiren seyyah Gülay Ozan’dan gezdiği ülkelerde gördüğü benzerlikleri bizlerle paylaşmasını istiyoruz.

“Tüm dünyayı dolaştığımda tek şeyde birleştim. Tüm insanlar doğuyor, yiyor, içiyor, aşık oluyor, evleniyor, çocuk doğuruyor ve ölüyor… O zaman dünyanın küçük olduğunu görüyorsunuz. Örneğin Nepal’de bir Taylandlı inanç ihtiyacını Buda’ya taparak gideriyor.  Biz ellerimizi açarak Allah’a dua ediyor ve O’na yakınlaşıyoruz. Yaptığımız ibadetlerle de O’na şükrümüzü ifade ediyoruz. İtalya’ya Vatikan’a gittiğimde, milyarlarca insanın kuyrukta olduğu Send Nicola Kilisesi beni bu yönden çok etkilemişti. İspanyada Feneripe’de Kanarya Adaları’nda meşhur, sönmemiş bir yanardağa çıktım. Teleferikle çıkıldıktan sonra 40 dakika da yürüyorsunuz. Ve o büyük kratere dokundum, çok sıcaktı. Sönmemiş bir yanardağdı. Bir ilk yaşamıştım ve muhteşem bir duyguydu. Gezmek işte bu yüzden güzel. İlki yaşıyorsunuz, yaşadığınız ilki başka bir ülkede tekrar hissediyorsunuz. Adıyaman’ın Kahta ilçesinde bulunan Nemrut’ta da yaşadım İspanya’da hissettiklerimi. Güneşin batışı sırasında Nemrut Komekon Krallığı’nı gördüm. Güneşin kıpkızıl bittiği noktada sol tarafımda dolunay vardı. Seyyahlığa ara verip Türkiye’ye, vatanıma döndüğümde dünyanın cennetinin Türkiye olduğunu düşündüm. Dünyayı gezerken hissettiklerimi Türkiye’de de hissedebiliyorum. Bu nedenle öğrencilerimin Türkiye’yi karış karış tanımaları gerektiğini düşünüyor ve her hafta sonu onları bir geziye götürüyorum. Biz okulumuzda görsel eğitime ağırlık veriyoruz. Dragos Turizm Otelcilik Meslek Lisesi, Avrupa Oteller Birliği’ne bağlı olan Anadolu yakasının tek okulu.”

Mutlu bir seyyahtan gençlere tavsiyeler...
Başta Romanya, Rusya, Portekiz, Almanya, İngiltere, İtalya, Belçika, Fransa, İsviçre, eski Yugoslavya olmak üzere tüm Avrupa ülkeleri, Kuzey ve Güney Afrika, Hindistan, Çin ve diğer Uzakdoğu ülkeleri ile Mısır, Irak, Suriye, Lübnan, Filistin, İsrail, Suudi Arabistan ve diğer Ortadoğu ülkeleri ve Amerika gibi bir çok ülkeyi gezen ve kendisini mutlu bir seyyah olarak tanımlayan Gülay Ozan’ın gençler için de bazı tavsiyeleri var; “Okullarda özellikle tarih ve coğrafya öğretmenlerinin kendilerini çok iyi yetiştirmesi gerekiyor, çünkü geçmişi ve bugünü öğrencilerimize anlatan bizleriz. Çocuklarımıza geleneklerimizi ve göreneklerimizi unutturmamak için çabalamalıyız. Biz Osmanlı torunlarıyız ve onları anlamadan kendimizi bulmamız mümkün değil. İstanbul’da bulunan her çocuk açık hava müzesini andıran ve maneviyatın en dorukta hissedildiği Eyüp Sultan Camisi’ni görmeli. Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman’la birlikte hoşgörüyü, adaleti, bilimi, kültürü öğrenmeli.”

Reyhan KAPUCU