YIL: 2 SAYI: 14 / Eylül 2006                           Şuan Arşiv bölümümüzdesiniz. Güncel Sayfamıza dönmek için tıklayınız!
kentim.com.tr
Kartal

DUYURULAR

Yakacık’ın Handan Ablası:
“Aslında mutluluk bedava, mutlu olmasını bilenlere”




O dönemde Yakacık, Adalar’dan daha çok rağbet görürmüş. Gençlerin, yaşlıların, eğlenmek, dinlenmek, şifa bulmak isteyenlerin yazın uğrak yeri Yakacıkmış. Yakacık’ın Adalar’a tercih edilmesinin en önemli nedeni ise havasının çok temiz olması ve astım hastalarına iyi gelmesiymiş.

Torunlarımın yaramazlıklarına kızamıyorum şimdi, çünkü ben daha fazlasını yaptım. Yahudi, Ermeni arkadaşlarım vardı. Onlar çok bilmezdi oynamasını, ‘apartman çocuğu’ derdik onlara. Biz de dağ çocuğuyuz tabi. Bu çay bahçesinden aşağıda oturan otel müşterilerinin başına kozalaklar atardık. Sonra da tabanlara kuvvet...”

İstanbul’un siluetinin en güzel göründüğü saatler, gün batımına rastlar. Hangi yaka olursa olsun denizin karşı tarafına baktığımızda bu saatlerde muhteşem bir manzara bizi karşılar. Camiler bir gölge halini alır, gölgeler arkasındaki evlerin camları yanıyormuş hissi uyandırır. Güzelliğiyle dillere destan İstanbul bu saatlerde ihtişamına ihtişam katar. İş stresi, şehrin gürültüsü, trafik, vapura ya da otobüse yetişme telaşı.... İstanbullular günün koşuşturması arasında, güneşin renk oyunlarıyla süslediği bu manzarayı çoğunlukla gözden kaçırır. Fakat bazıları gerçekten şanslıdır çünkü yaşamın tüm renklerini içinde taşıyan bu şehri; İstanbul’u doyasıya hissederler. Güneş batmak üzereyken, bahçeli evler, yeşilin her tonunu gördüğümüz ağaçlar arasında İstanbul’un balkonu Yakacık’a doğru adım adım yol alırken güneşin kızıllığını denize bıraktığı manzara bizim de güzel bir İstanbul akşamı geçireceğimizin habercisi oluyordu. Yakacıklı Handan Dereci ile sohbet etmek amacıyla başladığımız yolculuk Ayazma Yolu’ndan yukarıya çıkarken Çamlık Restoran’ın üst katında İstanbul’u doyasıya seyretme imkanı bulduğumuz bir çay bahçesine çıkardı bizi. Handan Hanım’ın 6 yıldır işlettiği çay bahçesine ulaştığımızda İstanbul artık ayaklarımızın altındaydı. Burası tam anlamıyla İstanbul’un güzelliğini gözler önüne seren bir balkon. Yokuşu biraz yorsa da içeriye girdiğimizde bizi karşılayan atmosfer yorgunluktan eser bırakmıyor. İstanbul’u seyrederek Yakacık’a dair sohbet etmenin keyfini çıkarabileceğimiz bir yere oturuyoruz Handan Hanım'la. Bir taraftan balkondan manzarayı seyrediyor diğer taraftan Handan Hanım’a kulak veriyoruz. Yakacık’ın Handan Ablası derlermiş ona; doğma büyüme Yakacıklı olduğu ve eski Yakacık’ı hala yaşatabildiği için. Eşini 3 sene önce kaybeden Handan Hanım, babalarının yokluğunu çocuklarına hissettirmemek ve eski günleri unutturmamak için çocuklarını, torunlarını her akşam burada ağırlıyor. İstanbul’un farklı semtlerinde çalışan çocukları da akşam iş çıkışında şehrin gürültüsünden kaçıp bu çay bahçesine sığınıyorlar.

 
Yakacık'ın Handan Ablası, kızı ve torunlarıyla birlikte.

“Yakacık’a ilk çınar ağaçlarını babam dikmiş”
Yakacık’ın Handan Ablası tam bir Yakacık sevdalısı. Her bir sokağında bir anı bırakmış. Yakacık sevgisini anne ve babasından miras alan Handan Hanım bu sevgiyi eşine, çocuklarına, torunlarına aktarmış. Handan Hanım’ın babası 20 yaşında Karadeniz’den Yakacık’a gelmiş ve Yakacık’a ilk yerleşenlerdenmiş. Handan Hanım, sadece bir çınar ağacının olduğu Yakacık’ın o eski dönemlerini, isminin neden Yakacık olarak kaldığını  babasından sıkça dinlemiş. Şimdi yemyeşil olan Yakacık’a ilk çınar ağaçlarını da babası dikmiş. Yeşillik artıkça evler de çoğalmış. Şu an çay bahçesi olan bu mekan 6 yıl öncesine kadar otel olarak kullanılıyormuş. İlk otelleri 11 odalı tarihi ahşap bir binaymış, fakat yıkılmış. “Yakacık’ın üç iyi oteli vardı” diyor Handan Hanım; Kaptanın Oteli, Taş Köşk Oteli ve bir de kendilerine ait olan otel.
 
Yakacık sayfiye yeri olduğu için Ermeni, Yahudi ve Rumlar yazı geçirmek için buraya akın ediyorlarmış. Otellerde yer kalmadığı zaman insanlar evlerini pansiyona çeviriyorlarmış. “Hiç yabancı kimse yoktu ki, gelenler de dahil artık herkes Yakacık’ın yerlisi sayılırdı. Bizim otele gelen müşterilerimiz arasında da Rum, Ermeni ve Yahudiler çoğunluktaydı. Hatırlıyorum, babamın Yahudi bir arkadaşı vardı ve onunla tavla oynardı. 3 ay biz onları otelimizde misafir gibi ağırlardık. Babamı çok sevdikleri için ertesi sene aynı odaya gelip kalırlardı.”

Unutulmayan çocukluk anıları…
O dönemde Yakacık, Adalar’dan daha çok rağbet görürmüş. Gençlerin, yaşlıların, eğlenmek, dinlenmek, şifa bulmak isteyenlerin yazın uğrak yeri Yakacıkmış. Yakacık’ın Adalar’a tercih edilmesinin en önemli nedeni ise havasının çok temiz olması ve astım hastalarına iyi gelmesiymiş. Handan Hanım’ın söylediğine göre İsviçre’deki bir yerin havası ile Yakacık’ın havası astıma çok iyi geliyormuş. Hastalığına şifa bulmak amacıyla otele gelen müşterilerinden çoğu belli bir süre sonra Yakacık’tan ev alıp buraya yerleşmişler.

Gözümüz yeşilliğin çevrelediği deniz manzarasına takılıyor. Yorgun argın çay bahçesinden içeri girmiştik, şimdi ise sakinliği ve dinginliği hissediyoruz. Tüm bu güzelliklere bir de  insanların güler yüzünü eklersek hastaların burada nasıl dertlerine derman bulduklarını daha iyi anlıyoruz. Handan Hanım içimizden geçenleri doğrularcasına bu kadar güzelliğin bir arada olduğu, insanların birbirlerinden haberdar ve yüzlerinden tebessümü hiç eksik etmedikleri bu yerde hastalıkların da kaybolduğunu anlatıyor. Handan Hanım’a göre mutsuz insanlar sık sık hasta olur ve ‘Bugünün insanları da her dönemde mutsuz. Bunun nedeni ise yaşam alanlarının daralması ve insanların bencilleşmesi.’ Çocukların dahi belli şeylere hapsedildiğini söyleyerek çocuklarına, torunlarına ve kendi çocukluğuna dem vuruyor. Çocukluğundaki serbestliği torunlarına da yansıtmış. Oyun oynarken, şuram kırılacak, terleyip hasta olacağım... hiç düşünmezmiş bunları, tek amaçları arkadaşlarıyla eğlenmekmiş. ‘Şimdi hayal edip anlatması çok zevkli’ diyor Handan Hanım. ‘Bir de o yaramazlıkları yaparken sorun, nasıl kaçardık babamlardan.’ Çocukluk deyince akla hemen yaramazlıklar geliyorsa ve cümle böyle başlıyorsa o çocuktan korkmak lazım dememize kalmıyor, Handan Hanım Yakacık’ı birbirine kattığı günleri gülerek anlatmaya başlıyor bile: “Torunlarımın yaramazlıklarına kızamıyorum şimdi, çünkü ben daha fazlasını yaptım. Nasıl yapmazsın, bir sürü arkadaşımız vardı, ben uslu durmak istesem onlar uslu durmazdı ve hep birlikte oynardık. Her dine mensup arkadaşlarım vardı. En iyi anlaştığım Nadya’ydı, çok severdim onu. Hala görüştüklerim var içlerinde. Onlar çok bilmezdi oynamasını, ‘apartman çocuğu’ derdik onlara. Saklambaç, koşmaca, top kapmaca bütün oyunları tek tek öğrettik. İlk zamanlar yaramazlıklarımıza katılmıyorlardı. Apartmandan çıkmış gelmişler Yakacık’a tabi, biz de dağ çocuğuyuz. Bu çay bahçesinden aşağıda oturan otel müşterilerinin başına kozalaklar atardık. Sonra da tabanlara kuvvet...” Yakacık’a dair en güzel anılarını çocukluk yıllarında bulan Handan Hanım okul günlerini çok özlüyormuş. Arkadaşlarıyla şarkı söyleye söyleye okula inmelerini, arada sırada da olsa şarkılarına akordion sesinin eklenmesini, sesi güzel olan komşularının söylediği türküleri anılarının arasından çekip sunuyor bize.

 
N.

“Kına gecesi için kıyafetleri Ankara Caddesi üzerindeki Terma’dan alırdık”
Eğlence kavramı bugün bize aşırılıkları, olumsuzlukları çağrıştırsa da Handan Hanımın anlattığı eğlencede birlikteliği, samimiyeti ve gerçek anlamda neşeyi görüyoruz. Yakacıklılar eğlenceyi hayatın her alanına yaymışlar. Akşam yazlık sinemalardan konserlere, kışın karlı havalarda kızaklarla kaymalardan soba başlarına taşınan sohbetlere, kağıt kebabından, ağırlanan ünlü konuklara kadar dört mevsimin de tadını çıkararak yaşamışlar.

Yakacık’ta bayanların bir araya geldiği ve hiç erkeğin alınmadığı kına gecesi eğlencelerini Handan Hanım’dan dinlerken büyük keyif alıyoruz. Kına gecesine hazırlıklar günler öncesinden kıyafet seçimleriyle başlarmış. Kıyafetler ya Kadıköy’den ya da Ankara Caddesi üzerindeki Terma’dan alınırmış. Tüm mahallenin kadınları en güzel kıyafetlerini giyip kına yerine geldiğinde ve eğlence başladığında Handan Hanım erkek kılığına girip kadınların arasına girermiş. Kahkahalarla anlatıyor Handan Hanım: “O kadar korkarlardı ki, bir anda herkes çığlık atmaya başlardı. Ama şakanın tadını kaçırmazdık.”

Düğün dernekten arta kalan vakitlerde ise, her akşam kapılarını açan Yakacık’ın meşhur  yazlık sinemaları bayanların akınına uğrarmış. Türkan Şoray filmleri olduğunda Yakacık’ta hayat durur ve herkes sinemaya doluşurmuş. “Hiç unutmam” diyor Handan Hanım; “Bir Rüzgar Gibi Geçti filmi geldiğinde tüm Yakacık buradaydı. Film tam 3 saat sürmüştü ve harikaydı.” Yakacıklılar 60’lı yıllarda sinemada hayranlıkla izledikleri Kartal Tibet ve Türkan Şoray’ı buraya film çekmek için geldiklerinde yakından görebilmişler. Akşam eğlenceleri düğünlerle ve sinemayla bitmiyor tabii ki... Yakacık’ın bir dönem vazgeçilmezleri arasında olan konserler için de yerimiz var.

Konserler Handan Hanım’a sadece ünlü sanatçıları anımsatmıyor, babasından bin bir zahmetle aldığı izinleri, Ermeni arkadaşlarını, sinemanın arkasındaki fırından gelen mis gibi açma kokusu hatırladıkları arasında. Konsere 20-30 kişilik arkadaş grubuyla gidilir ve konser sonrası muhakkak açma yenilirmiş. Handan Hanım’ı her hatırladığında güldüren ise, konsere giderken herkesin bir örnek kıyafetler giyinmesiymiş. “Ben beyaz gömlek mavi etek giysem, komşumda öyle giyinirdi, eşim de aynı renkleri tercih ederdi.”

 
Handan Hanım'ın babası Nazif Bagatur, her yıl Ramazan ve Kurban Bayramlarında Yakacık Çocuk Yetiştirme Yurdu'ndaki korunmaya muhtaç çocuklara çeşitli yarıdmlarda bulunurmuş. Şimdi bu 50 yıllık geleneği çocukları sürdürüyor.

“Mutluluk bedava, yeter ki insan mutlu olmasını bilsin”

Handan Hanım’a göre bir zamanlar bomboş olan, sadece 2-3 hanenin olduğu Yakacık’ın zamanla bu kadar renkli hale gelmesinde bu eğlencelerin yanı sıra meşhur kağıt kebabının, şu an varolmayan taş köşklerinin, eğlencelerini ve kültürlerini de Yakacık’a getiren Ermenilerin ve tabi ki hiçbir yerde olmayan doğal güzelliğinin de payı çok büyük. Zeki Müren’den Turgut Özal’a, Recep Tayyip Erdoğan’dan Vehbi Koç’a kadar bir çok ünlü ismi otellerinde ağırlayan Handan Hanım bu isimlerin burayı tercih etmelerinde Yakacık’ın güzelliğinin ve özellikle kağıt kebabının etkili olduğunu vurguluyor. Yakacık’ın meşhur korusunda, gelenlere kağıt kebabı ikram edilirmiş. Kartal’dan gelen Ermeni aileler klarnetler çalarak bu şenliğe eşlik ederlermiş.

Hayatı uçlarda yaşamayı seven Handan Hanım, hayatın tam ortasına ise yaşadığı mutlulukları, güzellikleri ve Allah’tan gelen her şeye şükretmeyi koyuyor. 3 sene önce eşini kanserden kaybeden Handan Hanım, eşiyle birlikte geçirdiği dolu dolu 30 yıla şükrediyor. Olumsuzlukları görmemeye çalışarak, geçmişten getirebildiği güzelliklerle bakıyor hala Yakacık’a. “Ben bu şekilde konuşunca çevremdekiler derdin sıkıntının bize hiç uğramadığını düşünüyorlar.” diye sitem ediyor Handan Hanım. “Ama biz burada mutlu insanlar gördük, mesut insanlar. Ne kadar para, o kadar mutluluk demezdik şimdilerde ki gibi. Mutluluk bedava, yeter ki insan mutlu olmasını bilsin derdik. Bizim de var sıkıntılarımız tabii ki, dertsiz, tasasız bir hayat kime vaat edilmiş? Fakat ben büyüklerimden karanlık bir noktadayken en aydınlık olan yeri görebilmeyi öğrendim.” Tam bu noktada Handan Hanım’dan gelininin kanser hastası olduğunu öğreniyoruz. Çok üzüldüklerini, ancak sabırla iyileşmesini beklediklerini anlatıyor Handan Hanım. Komşularının iyi günlerinde olduğu gibi bu günlerinde de kendilerini yalnız bırakmadıklarını söylüyor ve ekliyor; “ Biz karamsarlığı hep birlikte umuda çevirebildiğimiz için hayata bu şekilde bakabiliyoruz.”

En ufak sıkıntıda hayata küsen, verilenden ötürü isyan eden insanlara Handan Hanım’ın örnek olmasını isteriz. Böyle bir yaşamın sırrı da çocuklukta, gençlikte, iyi günde, kötü günde  hayatın her döneminde ortak duygularla hareket edebilmek. Handan Hanım’ın deyişiyle hayat hikayesinin ana fikri ‘Ben’i ön plana çıkarmadan ‘Biz’de birleşebilmek.

Sözden yazıya kalanlara baktığımızda, dertlerin, acıların, mutlulukların paylaşılamadığı bu Şehr-i İstanbul’da bizler her anın paylaşılarak yaşandığı bir hayat hikayesini dinledik. Anlattıklarımız size bir hayat değil hayal gibi geliyorsa eğer, sizi İstanbul’un balkonu Yakacık’ta sıcacık gülümsemesiyle sizi karşılayacak Handan Hanım’ın çay bahçesini görmeye davet ediyoruz. Tavsiyemiz güneş batarken gözün gördüğü güzelliklere, semaverde sohbetle birlikte demlenen çayı da eklemeniz…

Tuba KURT

 



Kültür Sanat Takvimi
YAZI - YORUM
Has Oda
Fatih Poyraz
Ağustos Böceği ve Karınca
Senai Demirci
Gayesi olan kişinin boş vakti yoktur
F.Teymur Artır
Bir kişisel gelişim örneği
Oğuz Saygın
 
Yazarın diğer yazılarını okumak için...
Büşra Bulu
Kentim
Kartal'ın orta yeri sanat!