Kartal başlı başına, kendi içinde bir metropol ve bu metropolün de kendi içinde üst düzey hizmet sektörleri var. Çalışmalar ve projeler için istediğimiz alan da Kartal’da mevcut. Marmaray Projesi Kartal için çok büyük bir önem taşır. Önünde deniz olan Kartal’ın en uzun sahil şeridine sahip olan ilçe olarak liman potansiyeli çok yüksek. Tüm bunlardan ötürü Kartal yeni merkez olmak için en uygun bölge ve bu enerjisini en iyi şekilde yönlendirmek lazım.
Kartal’da 2.5 milyon kişiye hitap edecek yepyeni bir kent merkezi oluşturuyoruz. Bu merkezde resmi birimlerden ticaret ve yeni konut alanlarına, hastane ve eğitim kurumlarına kadar her unsur yer alacak. Cumhuriyet meydanları, festival alanları, kültürel ve sosyal merkezler olacak. Kartal’da daha modern ve yaşanabilir bir merkezin temelleri atılmaktadır. Bu, Kartal halkı için bir müjdedir.
İstanbul’un plansız büyümesinin önüne geçilmesi ve İstanbul’un yeni imar ve ulaşım master planlarının oluşturulması amacıyla Mart 2005 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde kurulan İMP – İstanbul Metropoliten Planlama ve Kentsel Tasarım Merkezi kent ve ulaşım konusunda uzman 500 dolayında bilim adamını bir araya getirdi. Çarpık yapılaşmanın önüne geçilmesi, yaşanabilir kentsel alanların oluşturulması, şehrin su havzaları ve yeşil alanlarının korunması, ulaşım akslarının belirlenmesi için projeler üretmeye başlayan İMP, Tepebaşı’ndaki 10 bin metrekarelik İstanbul Metropoliten Planlama Merkezi’nde, Prof. Hüseyin Kaptan başkanlığında çalışmalarını sürdürüyor. Metropoliten Planlama ve Kentsel Tasarım Merkezi (İMP) İstanbul’un bundan sonraki gelişimi için gerekli yol haritasını çiziyor.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Metropoliten Planlama ve Kentsel Tasarım Merkezi (İMP), İstanbul’un dünya metropolleri arasında yerini alması ve kentsel mekanlarda yaşam kalitesinin artırılması amacıyla önemli odak noktalarında dönüşüm projeleri planlıyor. Hazırlanan kentsel tasarım ve dönüşüm projeleriyle İstanbul’a uluslararası güçlü bir vizyon kazandırılması hedefleniyor. İşte bu hedefler doğrultusunda İMP’nin başkanlığını yürüten Prof. Hüseyin Kaptan ile İstanbul’a, kentsel dönüşüm - tasarım çalışmalarına ve bu çalışmaların önemli bir ayağını oluşturan Kartal’a dair oldukça kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirdik.
Sanem ATAMAN
Türkiye’de kentsel planlama deneyimlerinin oluşmasına, çoğalmasına ve akademik ortama aktarılarak plancı formasyonun güçlenmesine yaklaşık yarım asırdır hizmet veren, yerleşme sistemlerinin oluştuğu, ulusal ölçekte kentleşme sürecinin başladığı dönemin ilk deneyimlerinin kazanıldığı, ilk kurumsal yapılanmaların gerçekleştiği ve sonuçlarının yaşanarak değerlendirildiği bir dönemde, planlama disiplinin gelişmesi ile kurumsal yapının oluşma serüveninin başarılı ve başarısız her döneminin canlı tanığı olan Prof. Hüseyin Kaptan 1940 Ordu doğumlu. Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nden 1960 yılında mezun olan Kaptan, mimarlık dahilinde çeşitli illerde ve konumlarda hizmet vermesinin yanı sıra birçok üniversitede de öğretim görevliliği yapmış. Geçtiğimiz ay öğretim görevlisi olarak çalıştığı Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nden emekli olan Prof. Hüseyin Kaptan, 1961 senesinden beri Türkiye’nin hemen hemen bütün bölgelerinde imar planı üretiminde bulunmuş. Marmara ve Boğazlar Belediyeleri Birliği’nde danışman ve eğitmen olarak hizmet veren Kaptan, profesyonel ‘Atelye 70 Şehir Planlama Bürosu’nun da patronluğunu yürütmüş. ‘Atelye 70’ aracılığıyla Türkiye’de değişik bölgelerde imar planları ve özellikle de İstanbul Metropoliten alanında çok önemli projelerin üretim işlerini üstlenen Hüseyin Kaptan, Şişli- Kağıthane- Ayazağa İmar Planı, Harem - Gebze Nazım Planı, Bahçeşehir- Sinanova- Kamilova, KİPTAŞ’ın İkitelli- Zekeriyaköy-Uskumruköy’de ayakta duran çok ciddi ve önemli imar planlarına imzasını atmış. Şu anda İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanlığı görevinde de bulunan Prof. Hüseyin Kaptan’a ilk sorumuz, proje yürütücüsü ve başkanı olduğu İMP - İstanbul Metropoliten Planlama ve Kentsel Tasarım Merkezi’nin kuruluş amacı ve faaliyetleri oldu.
| |
|
İMP - İstanbul Metropoliten Planlama ve Kentsel Tasarım Merkezi’nin kuruluş amacı, çalışmaları ve hedefleri hakkında biraz bilgi verir misiniz?
Ortadoğu, Balkanlar, Kafkasya ve Avrupa'daki gelişmeleri algılayıp yorumlamadan İstanbul'un planlaması yapılamaz. Geçmişte yapılan planlar İstanbul'un bugünkü hedeflerini 2.5 kat aşıyor. Yanılgı payı yüzde 100'ün üzerinde. Bu yanılgı payı, İstanbul'u dünyanın en problemli, en vahim kenti yapıyor. İstanbul'un her şeyi 2 Londra, 2.5 Paris, 4-5 Berlin, 6 Roma büyüklüğünü taşıyor. Kentin yaşamsal faaliyetleri büyük risk altında. Bütüncül bir planlama anlayışı önemli. Sosyal felaketler sınır tanımıyor. Göç devam ediyor. İstanbul'un coğrafyası doldu. Marmara Bölgesi, devam eden göçe karşı şimdiden bunun önlemini almak zorunda. İşte bu gerçekler ve riskler göz önünde bulundurulduğunda İMP’nin kurulması kaçınılmazdı.
İMP İstanbul'un gelecek planlarını yapmak üzere 10 bin metrekarelik bir alanda kuruldu. İstanbul'un bundan sonraki vizyonu ve 100 yıllık perspektifini ortaya koymak için çalışmalarına başladı halen de devam ediyor. İMP bünyesinde Ülke Bölge Planlama, Doğal Yapı, Demografi, Ticaret ve Hizmetler Kültür Endüstrileri, Sanayi, Konut ve Yaşam Kalitesi, Ulaşım, Lojistik, Eşgüdüm Karar ve Strateji Metropoliten Planlama, Kentsel Tasarım; Ulusal ve Uluslararası Yarışmalar, Müze Kent ve Lojistik Planlama olmak üzere 15 ayrı atölye
bulunuyor, 15 farklı araştırma ve 20 alt sektör grubu çalışma yapıyor. Çeşitli üniversitelerden kendi alanlarında tanınmış öğretim üyeleri ve onların liderliğinde 300’den fazla personel görev alıyor. Bilim adamları ve uzmanlar 10 bin metrekarelik bir atölyede İstanbul’un gelecek 100 yılını planlıyor. Gruplar kendi alanlarıyla ilgili araştırmaları yapıp, haritalar çıkartıyor. Burası dünyanın en büyük tasarım merkezi. İstanbul’un bugünkü problemlerinin tümü plansız şehirleşmeden kaynaklanıyor. 1980 yılında hazırlanan plan sonrasında İstanbul için bir üst ölçekli planın olmaması, 1995 yılı onaylı planın ise yargı yoluyla iptal edilmiş olması, İMP bünyesinde yürütülen çalışmaların kentin geleceği açısından hem önemini hem de zorluğunu yansıtmaktadır. İstanbul’un uluslararası platformda projelerle yarışabilmesi… Gelişme sürecinde dönüşüm projeleri, yeni kentsel donatı alanları, yeni rekreasyon alanları, toplu konut alanları gibi ciddi projelerin ortaya konabilmesi için, kentsel yaşamın zorunlu kıldığı ve derinlik kazanması beklenen uzmanlık dallarında hemen hemen hepsini kapsayan disiplinlerin var olduğu ve birlikte çalışabildiği, düşünce üretebildiği bir ortamın gerçekleşmesi gerekiyordu İstanbul için. Bu işin içine girdikçe bunun ne kadar vazgeçilmez olduğunu da anladım. İşte bütün bunların gerekliliği ve önemi göz önünde bulundurularak bu büro kuruldu. 11 üniversiteden katılım oldu. 100’e yakın akademisyen var burada.
Kuruluşunda da ilk olarak göreviniz buraya başkanlık etmek miydi? Bu şekilde mi başladınız?
Hayır. Ben ilk olarak başkan danışmanı olarak başladım. Gelişen süreç içinde ortaya çıkan yasal gereksinmeler, Çevre Düzeni Planı için Çevre ve Orman Bakanlığı ile yapılan protokolün zamanı ve modeli, 25 bin ölçekli Nazım Planı’nın iki sene içinde bitmesinin gerekliliği, işin büyüklüğü böyle bir organizasyonu gerektirdi. Bu büroyu ilk önce ağırlıklı olarak profesyonellerin katılımıyla organize etmek istedik ama Türkiye’de son 50 yılda böyle 20 milyona koşan bir metropolü örgütleyecek profesyonel grupların yaşayamadığı, gelişemediği gerçeğini gördük. Yani isterdik ki; bu işi profesyonel gruplar kursun ama olmadı. Biz de üniversitelere yöneldik. Çünkü üniversiteler durmaz. Eğer 40 yıl deneyimli bir üniversite hocası buraya geldiyse, ortaya koyulan İstanbul’un sorunlarını bir sene içinde ortaya koymuş değildir, 40 seneden beri bu konularda çalışıyor demektir. Onların birikimlerinin çok hızlı bir biçimde İstanbul pratiğine aktarılması gerekiyordu. Bu çalışmalar Çevre Düzeni Planı’nın sonuçlanmasına da çok ciddi katkı sağladı.
| |
|
Halkın bu merkezi tanıması kentsel tasarım projeleriyle oldu değil mi? Çünkü basında en çok bu başlıklar altında gördük İMP’yi…
Kentsel tasarım projeleriyle mi yoksa Çevre Düzeni Planı’yla mı? Sanırım Çevre Düzeni Planı yani Nazım Planı’yla. Tabi burada aslında üç olay da paralel gidiyor. Aslında hukuki prosedürde birbirinin devamı olması lazım gelen çalışmalar. İlk önce Çevre Düzeni Planı olacak, sonra bu plan onaylanacak, ondan sonra Nazım Planı yapacaksınız ve sonrasında da onaylı master planları temel alan kentsel dönüşüm projeleri devreye girecek. Ancak İstanbul’un böyle bir zaman kaybına tahammülü olmadığı için bu üç konu eş zamanlı başladı. Mesela Kartal projesi için yasal proses; stratejik planın onayı yani aynı zamanda çevre düzeni planının, sonra 25 bin ölçekli Nazım Plan’ın onayı, ondan sonra Kartal Kentsel Tasarım Projesi kararının alınması. Ancak bunların üçü beraber yürüdü. Çevre Düzeni Planı’nda temel düşüncelerin ortaya konması sürecinde Kartal Projesi de, zaman kazanmak için, kamuoyuna somut Kentsel Dönüşüm Projesi olarak sürüldü.
Çevre Düzeni Planı, Nazım Plan, Kentsel Dönüşüm ve Tasarım Projeleri… Bunların aynı anda başladığını çünkü İstanbul’un zaman kaybetmeye tahammülü olmadığını belirttiniz. Peki İMP’nin yaptığı çalışmalar, ortaya koyduğu projeler göz önünde bulundurulduğunda İstanbul’da acil müdahale edilmesi gereken, tahammül sınırlarını zorlayan bölgeler nereler?
En sorunlu bölgeler su havzaları. Belki su havzalarından daha sorunlu bölgeler, deprem riski taşıyan bölgeler. Biz onun bir tanesini biliyoruz: Zeytinburnu. İğneden ipliğe analiz edilmiş, bütün binalarının depremsellik performansları ölçülmüş, arazinin jeolojik anlamda mikro bölgeleme çalışması yapılmış. Yapılan bu değerlendirme ve ölçme çalışmalarından da üç milyon gibi ciddi bir nüfus potansiyeline sahip Zeytinburnu’nun deprem risklerine açık olduğunu biliyoruz. Bu çok vahim bir olay. Onun dışında bununla ilgili olarak Jaika’nın (bir deprem araştırma şirketi) yaptığı araştırmalar paralelinde deprem müdürlüğü, binaların depremsellik performansı ve jeolojik anlamda mikro-bölgeleme çalışmalarını sürdürüyor. İstanbul Nazım Planı’nda da bu bilgiler ve veriler temel girdi olacak. Deprem riski taşıyan bölgelerin arkasından su havzaları geliyor. Su havzaları çok büyük tehlike ve risk oluşturuyor. Depremin insanlar için oluşturduğu tehlikelerden, felaketlerden bahsetmek çok yersiz. Ancak tüm bu çalışmalarla bu felaket ve olumsuzluklara izin vermemek, zararı en aza indirmek için uğraşıyoruz. İstanbul’un coğrafyası çok değerli, çok kıymetli. Amacımız uzun vadede bu coğrafyanın yenilenip, sağlıklı çevrelerin yaratılmasını sağlamak.
Marmara’nın ve özellikle de İstanbul’un en büyük sorunlarından biri de göç. Marmara bu yükü, İstanbul bu yükü taşıyabilecek mi? İmar çalışmaları devam ediyor ancak göçler de durmuyor…
1980 yılında yapılan imar planlarına göre İstanbul’un hedef nüfusu 5 milyon kişiydi. Şimdi ise nüfusun çoktan 12 milyonu geçtiğini biliyoruz. Biz bunu eğer başarabilirsek 16 milyonda tutmak istiyoruz. Zaten bu onaylanan planın kapasite nüfusu 16 milyon. Bahsettiğiniz göç önce bölgenin daha sonra da ilçenin meselesi. Yani ülke sorunlarından biri. Demek ki ülke bölgesel sorunlarını çözemediği için bu göç devam ediyor. Göçün sebebi bu büro değil, göçü de bu büro engelleyemez. İstanbul Belediyesi de engelleyemez. Ancak merkezi yönetimin politikalarında yeni çekim kutupları ve yeni iş gücü desantralizasyonları (yerelleştirmeleri) yaratılması gibi son derece hayati konular var. Onun için biz burada ‘Bu kentin kapasitesi budur, yerleşecek yer yok, kapasite bu deniz bitti’ diyebiliyoruz, bu kararı verebiliyoruz. Yerleşecek yer ancak yeni su havzalarını feda ederseniz olabilir. Bu da çok ciddi bir karar ve risk. Bir şehrin büyümesi hem de böyle hastalıklı bir şekilde büyümesi; ülke ekonomisi, ülke insanının yaşam kalitesi, bir kültür mirasının kaybolması ve depremsellik bakımından vahimdir. Bunun için tedbir almamak ve hiçbir çözüm üretmemek de dünyaya karşı bir insanlık suçudur. İstanbul’un kardeş şehri Roma’dır. Giderek 6-7 tane Roma, 2 tane Londra, 3 tane Paris olmak çok kötü. Bu çok büyük bir beceriksizliktir, yönetilememişliktir, yönetememişliktir. Bunların herkes bugün farkında.
İstanbul’u Paris’le, Roma’yla, alt yapısını ve mimarisini oturtmuş, kentsel dönüşümünü tamamlamış diğer metropoliten kentlerle karşılaştırdığınız zaman hangi kategoriye yerleştiriyorsunuz?
Öncelikle kanunsuz. Bir modeli yok. Yağ lekesi gibi büyüyen, merkezler kademesini kuramamış, sanayisi kanser, yerleşmesi kanser... Muhteşem coğrafyasını kemiren, sürdürülebilirlik anlamında hem ekonomik hem coğrafi değerler bakımından sürdürülebilirlik anlamında kanserli bölgelere sahip. Yani yaşamın bizden sonraki nesillere aktarılmasını bir tarafa bırakın, insanın vazgeçilmez haklarının; suyun, havanın, güneşin feda edildiği bir yerleşme.
İstanbul’un muhteşem coğrafyasında gerçekleştirilecek olan ve geçtiğimiz Nisan ayında basında da çok büyük yankı uyandıran Kentsel Dönüşüm ve Tasarım Projelerine gelmek istiyorum. Bu projelerin bir ayağında da Kartal var. Kartal Kentsel Tasarım Projesinin gelişimi, Kartal’a ve Kartal halkına kazandıracakları hakkında neler düşünüyorsunuz?
Kartal projesinin temeli şu: İstanbul hizmet sektörü bakımından tek merkezli bir metropol. İnsanlara bunu çok iyi anlatmak lazım. Tek merkezli dediğim hizmet sektörü Eminönü’nden başlıyor, Karaköy’e, Taksim’e, Şişli’ye, Mecidiyeköy’e ve Ayazağa’ya kadar gidiyor. İnsanlar, doğudakiler ve batıdakiler, her gün buraya ulaşmak için uğraşıyorlar. Üst düzey dediğimiz hizmet işlevleri için, bankacılık, sigortacılık, ticaret, holdingler gibi… Bu da büyük bir trafik sorunu yaratıyor.
Kartal’ın hinterlandı en az 3 milyon nüfustur. Bu gelecekte yani kısa mesafede, Gebze’yi de kattığımız zaman 4 milyon nüfus olarak hesaplanabilir. Kartal başlı başına, kendi içinde bir metropoldür ve bu metropolün de kendi içinde üst düzey hizmet sektörleri var. Çalışmalar ve projeler için alan lazımdır, bu alan da Kartal’da mevcuttur. Kamunun orada 900 - 1000 dönüm kadar bir alanı vardır. Kartal’da coğrafya da hazırdır. Demek ki hem hinterlant var hem de özel sektörün ve kamunun elde edilebilir arazisi var. Ayrıca ulaşım sistemleri bakımından Marmaray Projesi Kartal için çok büyük bir önem taşır. Marmaray bizim en akıllı projemizdir ve İstanbul’un istikbalidir. Ayrıca E-5 güzergahı bir metro aksı olarak projelendirilmiştir. Pendik lojistik merkez ve liman olarak seçilmiştir. Bu durumda Kartal’ın arkasında lojistik merkez imkanı da vardır. Organize Gebze, Kurtköy gibi çok ciddi organize sanayi bölgeleri yadsınamaz bir şekilde ekonomiyi büyütmektedir. Sabiha Gökçen Havaalanı vardır ve havaalanı uluslararası niteliktedir. Fuar alanı planlanmıştır, üniversite vardır. Önünde deniz olan Kartal’ın en uzun sahil şeridine sahip olan ilçe olarak liman potansiyeli çok yüksektir. Tüm bunlardan ötürü Kartal yeni merkez olmak için en uygun bölgedir ve bu enerjisini en iyi şekilde yönlendirmek lazımdır.
Bu enerjinin nasıl yönlendiğini Ayazağa’da gördük, Büyükdere Caddesi’nde gördük, çok başarısız olduk. Çünkü öyle bir mülkiyet dokusu içinde, varolan eskimiş sanayi teknolojisi birden bire hizmet sektörüne dönüştü, gökdelenler oluştu. Fakat bunların arasında hiçbir ahenk, ritim, yayalaştırma, prestij meydanları, sosyal donatı alanları, kültür yapıları olamadı. Halbuki bunların dünyadaki benzerlerinde, dönüşüm planlarında bir bütünsel yaklaşım, bir bütünün planlanması vardır. Meydanları, yayalaştırılmış alanları, kültür – rekreasyon tesisleri, konaklama tesisleri… bunlar bir estetik bütünlük içindedir. Şüphesiz ki; alt yapısı da aynı derecede özenle düzenlenmiştir. İşte bu eksiklikleri ve yanlışları bu deneyden görüp, bu enerjiyi Kartal’da doğru kullanmak ve değerlendirmek lazımdır. Fikir yerine çok iyi oturmuştur ve projeyi Kartal’da; taşınacak olan fabrikaların sahipleri desteklemiştir, esnaf desteklemiştir. Çünkü burada ciddi bir değer artışı söz konusudur. Bu değer artışı özellikle inşaatlarla ve kamu yatırımlarıyla teşvik edilmiştir. Projeye siyasi olarak da belediye meclisi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve Kartal Belediye Başkanı Arif Dağlar destek vermişlerdir. Yeni merkez oluşturulmakta, burada büyük bir değer yaratılmaktadır. 50 ila 100 bin kişinin çalışacağı tahmin edilmektedir bu bölgede. Tabi burada konut da olacaktır. Proje dahilindeki mahallelerde yaşayan insanların da aynı mahallelerde yaşaması için yani bu değer artışından yararlanmaları yönünde projeler yürütülmektedir. Oradaki insanlar göçebe olmayacaktır. Daha kaliteli ve nezih ortamlarda yaşamalarına olanak sağlanacaktır. Buralarda dönüşüm yasası paralelinde modern mahalleler üretilecek ve bu insanlar da o mahallelere yerleştirilecek. Bu durum dönüşüm yasasında çok net bir şekilde tarif edilmektedir, bu açıdan vatandaşların dönüşüm yasasını okuması ve bu doğrultuda değer yargılarını oluşturmaları gerekmektedir. Bu yasa kişinin mal varlığının değerinin altında bir değer kişiye teklif edemez. Yasa, kişinin mal varlığının değerini güvence altına almaktadır. Sonuç olarak sanayi ve iş merkezleriyle birlikte konutlar bir bütünlük içinde olacaktır. Genel bir konsensüs, uzlaşma ortamını da en iyi şekilde Kartal ortaya koymaktadır. Dünyanın önde gelen, deneyim sahibi uzmanları tarafından projeler üretilmiş ve bunlar uluslararası bir jüri tarafından takdir edilmiş, değerlendirilmiştir. Bu Kartal halkı için bir müjdedir. Küçük ve büyük sanayiciler, esnaf ve Kartal’da yaşayan insanlar bütün endişelerini bir tarafa bırakabilir. Çünkü Kartal’da 2.5 milyon kişiye hitap edecek yepyeni bir kent merkezi oluşturuyoruz. Bu merkezde resmi birimlerden ticaret ve yeni konut alanlarına, hastane ve eğitim kurumlarına kadar her unsur yer alacak. Cumhuriyet meydanları, festival alanları, kültürel ve sosyal merkezler olacak. Yeni merkezdekilerin eski merkeze gitmesi gerekmeyecek. İki yaka arasında yolculuk azalınca, köprüler veya diğer yollar üzerindeki trafik, tarihi kent merkezinde yapılaşma baskısı da azalacak. Kartal’da daha modern ve yaşanabilir bir merkezin temelleri atılmaktadır.
Bir tarafta dünyaca ünlü mimarların yaptığı birbirinden güzel tasarım harikaları ve uluslararası bir jüri tarafından yapılan değerlendirmeler, diğer tarafta Türk mimarların tepkisi. Neden Türk mimarlar yoktu bu çalışmanın içinde ve sizce haklılar mıydı tepki göstermekte?
Çok tepki gösterdiler ve o tepkiyi göstermekte de haklıydılar. Biz burada birçok işi daraltılmış zamanlar içinde yapıyoruz. Bu çalışmada da dar zaman içinde hangi Türk mimarını seçeceğimiz üzerinde kriterleri saptamadık, saptayamadık. Başka işlerimiz bu işe yeterli zaman ayırmamızı engelledi. Bu işe dahil olan arkadaşlarımız arasında Türk mimarların seçilmesi konusunda uzlaşma olmadı. Çok değişik isimler söylendi, öyle bir durum geldi ki sanki Türkiye’nin bir numaralı insanını seçiyormuşuz gibi bir psikoloji yaratıldı. Bu bizim bir acemiliğimizdi, bu bir iş kazasıydı. Bundan sonraki çalışmalarımızda, uluslararası yarışmalarda Türk mimarları mutlaka olacak. Onun kriterleri de yapıldı. Ben bu vesileyle özrümü hem televizyon hem de yazılı basın aracılığıyla birkaç kez diledim.
Yeni yetişen şehir planlamacısı ve mimar adayı genç arkadaşlara tavsiyeleriniz neler?
Şehir Planlama yani plancılık çok genç bir nesil. Mesela burada 450 tane genç plancı var. Burası bir okul aynı zamanda. Yanılmıyorsam bu arkadaşlarımızdan 60’ı da İstanbul üzerine master ve doktora yapıyor. Bu ciddi deneyimleri izliyor, görüyor, ölçüyor, biçiyor. Buradaki ulusal ve uluslararası tartışmaları dinliyor, bazılarına da katılma imkanı buluyor. Dünyanın önde gelen ve iyi eserler ortaya koymuş üniversitelerinin ki, şu ana kadar 10 üniversite burada dünya ölçeğinde araştırma yaptı, çalışmalarını ve sergilerini izliyor, temsilcileriyle tanışma ve görüş alışverişinde bulunma fırsatı yakalıyor, fırsat bulursa kendisi de o ülkelere gidiyor. Keşke bütün arkadaşlarımızı gönderebilsek. İyi şeyleri görmek ve yaşamak lazım. Çünkü kötü şeyleri görüp yaşaya yaşaya, kötü şeyleri ve yanlışları normal kabul eden bir toplum olabiliyoruz. Kendi kendini yönetemeyen bir toplum. Bu noktada Kartal Projesinin şöyle bir özelliği var: Kartal Projesini yaşayan insanlarla beraber gerçekleştirmek istiyoruz. Onun için işte o yatırımları yapacak insanlarla dernekler kuruyoruz. Halbuki biz bunu klasik anlamda ne yapardık? Kapalı odalarımızda yapar, komisyonlarımızdan geçirir askıya asardık. Böylece yönetimin ve bürokrasinin büyük bir ağırlığı olurdu karar vermekte. Ancak biz öyle yapmadık. Asıl önemli olan yaratacak olan insanın, uygulayacak olan insanın; enerjisinin, zekasının, kabiliyetlerinin önünün açılması. Bu, bürokratik ve komisyon başarısı olmanın ötesinde bir şey. Yani yaşayacak ve uygulayacak insanlarla, bu işin bürokrasisini ve onayını elinde bulunduran kişilerin bir uzlaşması, aleniyet kazanması ve işin şeffaflık kazanması söz konusu. Gelişmiş ülkelerdeki modern ve çağdaş mekanların üretiminin hepsinde bu var, hiçbirinde dayatma yok.
Röportajımızın sonunda İstanbullu olmak, İstanbul’u yaşamak, kente sahip çıkmak adına İstanbullulara neler söylemek istersiniz?
Genç bir adam söylemişti bir dünya şehircilik konferansında ismini hatırlayamadım şimdi, şöyle diyordu; “Bu birbirine benzeyen insanlar mı, bu birbirine benzeyen şehirleri yaratıyor? Yoksa bu birbirine benzeyen şehirler mi, bu birbirine benzeyen insanları?” Bu şu anlama geliyor: İyi ve kaliteli mekanlar kaliteli insanları yaratır. İnsanlar doğuştan hakları olduğunun, garantisi olan hakları olduğunun bilincinde oldukları, Allah’ın yaşam koşulu olarak ortaya koyduğu tabiat değerlerine sahip çıktıkları müddetçe, savundukları müddetçe iyiye gidiyoruz demektir. Ancak toplum kendi içinde bunu denetleyemiyor ise o toplum iyi yaşamayı hak etmiyor demektir, haklarını terk ediyor demektir. Mesela orman alanları. Ormanlar insanlar tarafından işgal ediliyor ve bu işgaller günbegün artan malikanelere baktığımız zaman yoksulluk işgali gibi gözükmüyor. Halbuki o ormanlar gelecek neslin yaşam alanları. İnsanlar oraları terk ediyorsa ve bu işgallere göz yumuyorsa kendi haklarını terk ediyorlar demektir. Bu, o insanların yaşamında zaafların söz konusu olduğunun, onların yeterince vatandaşlık bilincinde olmadığının göstergesidir. İçtiği suyun başında sanayiler kurulabiliyorsa ve insanlar buna rıza gösterebiliyorlarsa İMP bürosunun böyle projeler çizmiş olmasının hiçbir kıymeti yok demektir. |