Çoğumuz bir fotoğraf makinesi ile resmetmeye çalışmışızdır hayatı. Fark etmeden ucundan kıyısından bulaşıverdiğimiz, fakat bir objeyi kalıcı kılmaktan öteye gidemeyen bu uğraşımız, daha nice çabalar sonucunda bir sanat dalı olarak çıkıverir karşımıza. Tıpkı yaşamın her anını kareleyen, fotoğrafçılık alanında aldığı eğitimlerle profesyonellik yolunda ilerleyen ve soyadı gibi sağlam bir objektife sahip Kartallı genç arkadaşımız Gülşah Sağlam’da olduğu gibi…
|
Elinize bir fotoğraf makinesini alıp da işte “o an” diyebileceğiniz bir kare yakaladınız mı hayatınızda? Çoğumuzun sahip olduğu o makineyi kullanmak için profesyonelliğin aranan şartlar arasında yer almadığı konusunda da hemen hemen herkes hem fikirdir. Objeyi kareye yansıtmak kâfidir çoğu zaman. Ailenizle birlikte olduğunuzda, hele bir de yakın dostlarınız çıkageldiğinde “ayda yılda zor bir araya geliyoruz” sözlerinin arkasından gelen eylem, makineyi alıp hedefe doğrultmak olmuştur çoğu zaman. O an “Çek bakalım evladım” şeklinde yükselen sesler, “Çekmesene kardeşim” gibi dış seslere de dönüşebilmiştir mekâna ve zamana göre… Kayıkta bir balıkçı, kucağında bir çocuk annenin, puslu bir İstanbul sabahı ya da bir elin nasırları… yeri geldiğinde çok şey ifade etmiştir sizin için. O manzaralar ki, aradan yıllar geçse de insan hayatının en kalıcı sahneleri olmuştur. Tüm bu sahneleri karelere taşıyan Gülşah Sağlam da hayata farklı bir objektiften bakıp, bu detayları çalışmalarına yansıtmayı amaçlayanlardan.
15 yıl önce ailesiyle birlikte İstanbul’a gelmiş Gülşah. Daha öncesine gitmek gerekirse 1983 yılında Van’da doğmuş ve orada büyümüş. Ortaokulu ve liseyi Burak Bora Anadolu Lisesi’nde okuduktan sonra da kısa bir süre grafik eğitimi almış. Grafik eğitimini isteyerek almamış başlarda ama bu başlangıç onu fotoğrafçılık alanına doğru yönlendirmiş. “İyi ki de grafik eğitimi aldım. Sevdiğim bir mesleği yapmama vesile oldu.” cümleleri ile ifade ediyor fotoğraf sanatı ile tanışmasını. Ve o noktadan, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğrafçılık bölümü 4.sınıfa kadar gelişini…
Kendisiyle söyleşi için sözleştiğimiz saatte, sözleştiğimiz mekânda oldum. Önümden geçen bayanların ve onların “Gülşah” olabilme ihtimaline karşı yürüttüğüm tahminlerin haddi hesabı yoktu. “Acaba o mu, şu mu?” derken hızla bana doğru yönelen gülen bir yüz… O dakikadan itibaren başladı tanışıklığımız.
Kısa bir gecikmenin mahcupluğunu taşıyordu Gülşah. Hemen oturdu. Kardeşi ile birlikte gelmişti. O da restorasyon okuyormuş. ‘Ailede sanata olan bir yatkınlık mı var nedir?’ diye düşünmeye başlamışken, bu alanda ailede bir ilk olduğunu da öğreniyorum. Hatta bu bölümü seçmeden önce babası Gülşah’a “Evladım emin misin? Geleceğini garanti altına alabileceğine inanıyor musun?” şeklinde sorular yöneltmiş ama cevap hep aynı olmuş; “Evet baba. Fotoğrafçılık benim hayatım.” Niyetli bu işi ileri boyuta taşımaya Gülşah, zaten bugüne kadar gerçekleştirmiş olduğu sergiler de kanıtlıyor bu durumu. İdealist bir genç… Ve hayatın idealler doğrultusunda kendisini bir yerlere getirdiğini düşünüyor. “Fotoğrafçılığın benim hayat felsefem ile çok uyuşan bir şey olduğunu gördüm zamanla.” diyor.
| |
|
|
Gülşah Sağlam’ın Büyükada’da çektiği, yüzeyi deforme olmuş tenis kortu ve beyaz bir banktan oluşan bu fotoğrafı yakın çevresinden güzel tepkiler almış.
|
Yüzeyi deforme olmuş bir tenis kordu ve beyaz bir bant
Gülşah Sağlam ve ailesinin İstanbul’da ilk geldikleri yer Kartal olmuş ve o tarihten bu yana hep burada oturmuşlar. Ortaokul ve liseyi de burada bitirmiş, o zamana kadar karar verdiği bir meslek de yokmuş kafasında Gülşah’ın. Grafik eğitimi ile başlayan fotoğrafçılıkla devam eden yolculuktan da anlaşılacağı üzere biz çoktan fotoğraf dünyasının kapılarını araladık sohbetimizde ve bu akışı bozmaya da hiç niyetim yok açıkçası.
Nedir Gülşah Sağlam’ın resimlerini ayrıcalıklı kılan?“Kavramsal nitelikli fotoğraflar üzerine çalışıyorum çoğunlukla. Öyle bir bakışta anlaşılan kareler değil fotoğraflarım. İnsanların üstünde çok durmadığı, bir bakışta geçtiği detaylar üzerinde yoğunlaşıyorum. Bir fotoğrafa baktığınızda “sen ve ben” duygusunu oluşturmak, kendinizi o resmin içinde hissetmenizi sağlamak önemli benim için.” Bu etkiyi oluşturmayı başardığın bir çalışman oldu mu? “Evet oldu. Büyükada’da fotoğraf çalışması yapıyordum. Mevsim kıştı ve her yer bomboştu. Tamamıyla nesnelere yönelik bir çalışmaydı. Gördüğüm bir tenis kortu beni çok etkilemişti. Yüksek bir yerdeydim. Yüzeyi deforme olmuş bir tenis kortu ve beyaz bir banttan başka hiçbir şey yoktu etrafta. O kareyi çok beğenmiştim ve fotoğrafladım. Sonrasında çevremdekilerden güzel tepkiler aldım. Yalnız kalmak isteyen bir insan resme baktığında, sanki tek başınaymış gibi hissediyor kendisini orada.”
Çalışmalarında özgünlüğü ve kendini ifade edebilmeyi önemsiyor Gülşah. Söylediğine göre fotoğraf çekmek bir insanın hayatında reflekse dönüşüyorsa, o kişi gerçekten fotoğrafçı adayı olabilir. “Düşünmüyorsunuz aylarca, o kareyi nasıl çekerim diye… O anda görüyorsunuz ve çekiyorsunuz.” sözleriyle de, açıklıyor refleks halini. O kadar ki, artık kendi kişiliği ile bağlantı kurmaya bile başlıyormuş insan. Biraz daha detaycı, biraz daha titiz, her hareketi ve ayrıntıyı inceleyen bir kişi haline dönüştüğünü söylüyor kendisi bu noktada. Beyin ile elin kontrolü iyi ayarlanmalı, biraz duygusal ve biraz da detaycı olmalıymış bir fotoğrafçı. Kareye yansıyan hüzünlü bir yüz ve keskin çizgiler, nasırlı bir el, şehirdeki bir minare, kapı önünde mahzun bir çocuk yüzü… Hepsinde var olan yaşam kalıntıları, o kareye yansımalıymış.
Hayatının büyük çoğunluğunu fotoğraf çekerek geçiriyorsun. Dışarı çıkarken her zaman “belki bir şeyler çekerim” diyerek fotoğraf makineni de alır mısın yanına? “Yolda yürürken sürekli olarak ‘keşke makinem yanımda olsaydı da, şu kareyi de çekseydim’ diye düşündüğüm çok zaman olmuştur. Fakat bizim ekipmanlar büyük olduğu için her zaman taşıyamıyorum.” şeklinde konuşan Gülşah’ın, makinesi yanında olmadığı zamanlarda nice güzel detayları kaçırdığını da öğreniyorum. Mesela vapurla okuluna giderken birden denizde beliren yunusları görmüş. Çaresiz, onların geçip gitmesini izlemekten başka da bir şey yapamamış.
Yaptığı işte başarılı bir çizgi yakalayacağına inanıyor Gülşah Sağlam ve bunun için bütün zamanını çekimlerde geçiriyor. İstanbul’un birçok bölgesinde çok sayıda fotoğraf çekimi yapmış. Ve o çekimler sırasında insanlardan ne gibi tepkiler aldığını da soruyorum kendisine. “Hem de ne tepkiler..” diye gülümsüyor bu konuda. Çoğunlukla basın zannediliyorlarmış. Birçok arkadaşının filmi elinden alınmış bu yüzden. Ama bazıları da evlerine buyur edip sofra hazırlar, onlarla sohbet edermiş. Bu noktada Gülşah; “Aslında çalışmamızın rahatlığı ya da zorluğu bölgeye göre değişebiliyor. Bazı yerlerde makineyi doğrultamıyorsun bile insanlara… Çekiniyorlar…” En çok hangi bölgedeki insanlar objektife gülümsüyor peki? “Bu konuda az çok bir genelleme yapabiliyorum. Mesela gelir seviyesinin düşük olduğu yerlerde insanlar resim çektirmeye daha sıcak bakıyorlar. Çocukları, ablaları oluyorum onların bir anda.”
Tüm bunları yaşayabilmek için karşıdaki insana güven vermek de çok önemli sanırım. Sen nelere dikkat edersin bir fotoğraf çekiminde? “İnsan ve yaşam üzerine bir çalışma gerçekleştirecekseniz öncelikle oradaki samimiyeti yakalamalısınız. Aynı şekilde kadraj, ışık ve renklerde de. Sonrasında fotoğraf çekerken insanlarla iletişiminizin ve onlara karşı yaklaşımınızın çok iyi olması gerekiyor. Bizden istenilen portreleri yakalayabilmek için birçok semtte çekim yaptık. Tabi farklı tavırlarla da karşılaşabiliyoruz. İnsanlardaki en büyük kaygı; güvensizlik. Durum böyle olunca da, insanların güvenini kazanmak bize kalıyor. Zor bir iş. Ama çok sayıda insan tanıyorsunuz. İşimizin güzel yanlarından biri de bu. Dostluk kazanıyorum, yeni insanlar tanıyorum.”
| |
|
“Bizim düğüne de gel, bizleri de çek”
O saniyelik işleri sergilemenin ve bir takım projelere dahil etmenin hiç de kolay olmadığını öğreniyoruz ve sıkıntılarını paylaşıyor Gülşah bizimle. Sponsor eksikliği yaşıyorlarmış öncelikle. Ama yılmamışlar ve bu eksikliği gidermek adına bir fikir atmışlar ortaya; o da ev sergisi… Arkadaşlarla bir araya gelinmiş, bu sorun nasıl halledilir diye düşünülmüş ve evde sergi açılarak broşürler dağıtılmış. Sonuç olarak da çevrelerinden olumlu tepkiler almışlar. İkinci sıkıntısı ise fotoğrafçılığın birçok insan tarafından doğru olarak algılanamaması. “Mesleğimiz hakkında söylenenler bazen çok komik geliyor bana. ‘Bizim düğüne de gel, bizleri de çek.’, ‘Okulda dört senede ne öğreniyorsunuz’ diyenler oluyor. Bir makine ile dört yılı geçirdiğimiz düşünülüyor sanırım. Bunun yanında içimizi en çok burkan şeylerden biri de yapmış olduğumuz sergilerde; “Vay be! Resim ne güzel çıkmış, hangi makineyi kullanıyorsun?” demeleri. Bu işin makine ile orantılı olduğunu düşünüyorlar ama senin ürünün olduğunu düşünmüyorlar. Onlara çok basit geliyor, aynısını kendisi de yapabilir gibi geliyor. İşin yetenek ile ilgisi olduğunu kabul etmiyorlar.”
Yaşamış olduğu sıkıntılara rağmen fotoğrafçılık mesleği hayatının en önemli parçası olmuş Gülşah’ın. Her zaman doğru seçimi yaptığını düşünerek, daha çok bağlanmış mesleğine. “İnsanın ufkunu genişletiyor fotoğraf çekmek. Aynı zamanda katı düşüncelerden de uzaklaşıyorsunuz.” diyor ve ‘Bu resim Gülşah’ındır’ dedirtecek fotoğraflar çekmeye devam ediyor.
Gülşah ile fotoğrafçılık üzerine gerçekleştirdiğimiz sohbetin sonlarına yaklaşırken yaşadığı yer Kartal’a geliyoruz şimdi de. 15 yıldır Kartal’da oturan Gülşah Sağlam’a Kartal’daki değişim ve dönüşümü nasıl değerlendirdiğini soruyorum. Gülşah; “Son zamanlarda yapılan organizasyonlar ilgimi çekmeye başladı. Özellikle son iki yıldır gazeteniz aracılığıyla Kartal’daki değişimi daha net görüyor ve konser, sinema gösterimi, tiyatro gibi etkinlikleri takip ediyorum. Mesela son olarak gittiğim MFÖ konserinden çok etkilenmiştim. Oradaki atmosfer inanılmazdı ve benim en güzel günlerimden biriydi. O günden sonra etkinlikleri daha fazla takip etmem gerektiğinin farkına vardım. Bir de şunun altını çizmek isterim; Kartal Belediyesi sadece kültür sanat alanında değil, eğitim alanında da gençlerin yanında olan bir belediye. Her yıl binlerce gence burs veriyor. Ben de burs alan öğrencilerden biri olarak Kartal Belediye Başkanı Arif Dağlar’a bu anlamda teşekkür ederim.” şeklinde konuşuyor.
Peki Kartal’da hiç yaşadığı yeri fotoğraflamayı ya da bir sergi açmayı düşünmüş müydü Gülşah? “Yakacık Aydos’ta çalışmak istiyorum. Güzel bir manzarası ve sürekli olarak değişen insan profilleri var. İstanbul’u kucaklayışı ise müthiş. Ama şu ana kadar burada çalışma fırsatı bulamadım. Bunların dışında Kartal’ın sahilinde belgesel nitelikli bir çalışma ya da buradan çekilen fotoğraflar ile oluşturulacak bir sergi açmak isterim.”
Didem KOCA
|