Türlü incelik ve kalınlıktaki kamışlar, özel olarak hazırlanan mürekkepler, çok sayıda karışımdan sonra oluşturulan kağıtlar ve en önemlisi de bin bir türlü emek sonucu oluşan şaheserler… Aslının Finikelilerden geldiği söylense de hem sanat hem estetik açıdan Türklerin çok katkısı olmuş Hat sanatına. Bir kıl inceliğindeki detayı zamanla görmeye başlayan gözler, işin aslını açıklamıştır çoğu zaman. Hat sanatını yaptığı çalışmalarla daha ileriye taşıyan Hattat Hasan Çelebi ile bu sanatın inceliklerine dair hoş bir söyleşi gerçekleştirdik.
|
Türlü incelik ve kalınlıktaki kamışlar, özel olarak hazırlanan mürekkepler ve çok sayıda karışımdan sonra oluşturulan kâğıtlar… Hat sanatını icra etmek için gereken bu malzemelerin yanında, sürekli olarak çalışmanız ve kendinizi bu sanata vermeniz de gerekiyor aynı zamanda. Ortalama üç ya da beş yıl süren eğitimler sonucunda ‘güzel yazı sanatı’ anlamına da gelen ‘hat’ ile aranızdaki o çizgiyi belirlemiş oluyorsunuz. Eğitimler sonucunda uzun yıllar kat ettiğiniz bu yol, hattatlık unvanını da beraberinde getiriyor tabi ki. Biraz daha eskiye gidip tarihinden bahsedecek olursak bu sanatın, aslının Finikelilere kadar dayandığı söylenenler arasında. Türklerin ise Anadolu’ya geldikten sonra ilgilenmeye başladıkları bu yazı çeşidi, en parlak dönemini Osmanlılar devrinde yaşarken, yapılan birçok değişiklik sonucunda bu alana estetik ve sanat açıdan birçok yenilik kazandırılmış. Zamanla yaygın bir yazı sanatı olmaktan çıkan ‘hat’, yalnızca belirli eğitim kurumlarında öğretilen geleneksel bir sanat halini almış. Günümüzde ise yurt içi ve yurt dışındaki birçok öğrenci tarafından tekrar ilgi görmeye başlayan hat sanatının detaylarını öğrenmek; kağıdın, mürekkebin ve kamışın tatlı dokunuşlarını siz okurlarımıza da hissettirmek için bu alanda yaptığı çalışmalar ve açmış olduğu sergilerle adından sıkça söz ettiren Hattat Hasan Çelebi ile hoş bir söyleşi gerçekleştirdik.
| |
|
Tarih ve Tabiat Vakfı’nın yolunu tutuyoruz kendisiyle görüşmek için. Haftanın bir günü burada ders veren Hasan Çelebi bahçede öğrencileri ile birlikte karşılıyor bizi. Soluklanmak için oturuyoruz masaya. Biz suyumuzu yudumlarken Hat ustası Hasan Bey de, öğrencilerinin yapmış olduğu çalışmaları inceleyerek, gerekli düzeltmeleri yapıyordu. Ve sohbetimiz bu düzeltmeler arasında öncelikle kendisini tanımakla başladı. 1937 yılında Erzurum’da doğmuş Hasan Çelebi. İlkokulu bile okuyamamış köylerinde okul olmadığından. Hafız olmaya karar vermiş. 1954 yılında İstanbul’a gelen, burada bir sene çalıştıktan sonra Diyanet Teşkilatı’na geçerek müezzinlik yapan Çelebi, muhtelif camilerde de imam hatiplik vazifesini gerçekleştirmiş. Sonrasında yıllarını adayacağı hat sanatı ile tanışmış; “Çocuk yaştan beri kağıt ve kaleme karşı bir sevgim vardı. Bu sevgim beni sürükleye sürükleye buralara getirdi.”
Hat derslerini 1964 yılından itibaren almaya başlayan Hasan Çelebi çok sayıda hat ustasından aldığı eğitimler ile bu sanat dalının inceliklerini öğrenme fırsatı yakalamış. Eğitimlerin sonucunda önemli çalışmalara imza atmış. 1977 yılında Erzurum’da, 1981 yılında İslam Konferansı Teşkilatının yazılarını yazmak için Cidde’de, 1983 yılında da Mescid-i Nebî’nin yazılarının tamiri için Medine’de çalışmak üzere görevlendirilmesi bu çalışmalara verilebilecek örnekler arasında. Kendisini bu alanda sürekli olarak geliştiren Hattat Hasan Çelebi, ilk kişisel sergisini de 1982 yılında IRCICA’da (İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi- İslam Konferansı) açmış. 1984 yılında Kuala Lumpur – Malezya’da da sergi açan Çelebi’nin yurt içi ve yurt dışında yapmış olduğu çalışmalar, sergiler derken Türkiye’nin yanı sıra dünyanın birçok yerinden öğrencisi de olmuş. Bu noktada Çelebi altını çizmeden geçemiyor; “Talebe yetiştirmek, bu ilim için ayrı bir şey. İyi ki bırakmamışım bu sanatı. Bugün bu sanatın gelişmesi için vesile olmuştur çalışmalarım.”
Hat sanatının sürekli çalışmayı ve ciddi bir emek gerektirdiğini belirten Hasan Bey; “Bu sanat dalını tarif etmek çok zor. ‘Aşk tarif edilmez yaşanır’ diye bir söz vardır ya; işte bu da onun gibi. Bunun içerisine dalmak lazım. İçerisine girdiğiniz zaman, öyle bir şey ki bu çıkamıyorsunuz. Her gün yeni bir şeyler öğreniyorsunuz. İçerisinde barındırdığı sırlar gerçekten çok güzel ve bir şeyler yapmaya başladığınızı gördükçe dünyalar sizin oluyor.” sözleriyle sanatına olan saygısını ve bağlılığını da gözler önüne seriyor.
| |
|
Hattat Hasan Çelebi’nin 1995 yılında (Hicri 1416) yazdığı bir hat örneği (Hicr Suresi 45-46)
Muhakkak ki takva sahibi olanlar cennetlerde ve pınar başlarındadırlar. (Onlara) “Oraya selamet ve emniyet içerisinde girin” (denilir) .
|
Bir kağıt, bir kamış ve bir de mürekkep…
Bu kadar emek ve sevgi isteyen bir iş… Hat sanatının inceliklerinden bahsedebilir misiniz? Örneğin kullanılan malzemeler nelerdir, nasıl yazılır?
“Hat sanatında kullanılan malzemelerin hepsi özel olarak yapılır. Örneğin kalemimiz kamıştır. Kamışın ucu yazılacak yazının kalınlığına ve inceliğine göre, büyük ya da küçük bir biçimde özel bir bıçakla açılır, ayarı yapılır. Kullanılan kamışlar bize yurt dışından gelmektedir. Çoğunlukla da İran’dan.” şeklinde anlatıyor Hasan Çelebi kullanılan malzemelerin özelliklerini. Fakat detaylar bu kadarla da kalmıyor. Hattat olacak kişinin mürekkebin hazırlanışını da mutlaka bilmesi gerekiyormuş.
Peki nasıl hazırlanır bir mürekkep? “Mürekkep yapımı için öncelikli olarak is toplanır. Sonrasında badem, kiraz, kayısı, erik gibi ağaçların gövdesinden çıkan reçinelerden toplanan zamk hazırlanır. Bunlar eritilir ve ardından ekşitilir. Bu şekilde bir sene bekletildikten sonra da is içine koyulur, bir ay havanda dövülür.” Hat için kullanılacak olan kağıtlar da özel bir çabanın sonucunda oluşturulurmuş. Özellikle de bir eser ortaya çıkacaksa, kağıdın mutlaka terbiye edilmiş olması gerekiyormuş. Terbiye işlemi de bir hayli zahmetli. Öncelikli olarak kağıt beyaz ise ceviz kabuğu, kına, vişne suyu gibi boya veren maddelerle boyanır, boyandıktan sonra da üzerine nişasta çekilirmiş. Bir iki ay dinlendirildikten sonra yumurtanın beyazı ile ‘kestirilirmiş’. Tüm bu işlemlerden ve uzun bir bekletme sürecinden sonra da kağıt yazmaya hazır hale gelirmiş. Hattat Hasan Çelebi’nin “Herhangi bir kâğıda yazılan şey bu kadar kıymet ifade etmez.” sözleri de kanıtlıyor bizlere, bu uzun yolculuğun detaylarını.
Peki bu sanatı herkes icra edebilir mi? Tüm bunlardan öte yetenek daha mı önemlidir yoksa? “Yetenekten evvel, sevgi lazım bu iş için. Ben her zaman söylüyorum; eskiden, Allah rahmet eylesin hocam, ‘Bize çok yetenekli değil, hevesli talebe lazım.’ derdi. Yetenek de geri kalan kısmı. Öncelikle sevmeniz lazım. Sevmiyorsanız eğer, zorla olmaz o iş. Ayrıca şunu da belirteyim; çok zeki olan insanların da muvaffak olamadıkları olmuştur bu işte. Onlara bir süre sonra yetmiyor çünkü yaptıkları iş. Onu yapar, onu bırakır; birini yapar, diğerine geçer… Bana öyle talebeler geldi ki; ikinci günden benim yazım gibi yazmaya başlayanlar oldu. Ama bıraktılar. Çünkü onu doyurmadı. Birden bire ‘ben de yapabiliyorum’ deyip bırakıverebiliyorlar. Ama şunu söylemem gerekir ki; bu işin ayrı bir kültürü, sabrı var.”
“Ustadan talim almak şart”
Arapçada ‘çizgi’ anlamına gelen hat sanatının eğitiminin ne kadar önemli olduğunu da anlatıyor Hasan Bey bizlere. Çalışma tekniği görülerek yapılmazmış, mutlaka üstattan talim almak gerekirmiş. Bu sanat dalında ölçülerin iyi ayarlanabilmesi, ayrıntılarının fark edilmesi için eğitimin çok önemli olduğunu, eğitimlere sürekli olarak devam edilmesi gerektiğini de söylüyor Hasan Çelebi ve ekliyor: “Bu yazı sanatında bir kıl inceliği kadar ayrıntı vardır. Nerede fazlalık, nerede noksanlık var onları görmeniz gerekir. Bir noktanın kalınlığını, inceliğini ölçmek, yerini bulmak gerekir, yoksa istenilen netice alınamaz. İşte ustadan talim bunun için lazım. En ufak bir fazlalık olsa bile, göz o hale geliyor ki oradaki hatayı hemen görüyor. Özellikle de hattat olmak istiyorsanız günlerinizi bu işe vermeniz gerekiyor. Rüyada bile görür, yazarsınız.” Öyle ki yapmış olduğu çalışmalar ile yıllarını bu işe vermiş olan Hasan Çelebi bile eski yazılarına her baktığında bir yerlerde hatalar görürmüş. Bu yüzden de ölçüleri oldukça hassas olan bu yazı sanatı için, azim ve sabrın önemli olduğunu belirtiyor.
Günümüz teknolojisinin, hat sanatında yıllar öncesinden kullanıldığını da söylüyor bizlere Hasan Çelebi ve anlatmaya başlıyor; “Bugün nanoteknoloji diye bir şey çıktı. ‘Cüce’ manasında veya bir milimetrenin milyonda biri olarak da kullanılıyor. Onu bugün keşfettiler, bugün söylüyorlar. Ama bu teknoloji çok uzun zamandır bu yazı üzerinde kullanılır. Hat sanatının ölçüleridir bu. Bir pirenin bacağını görebilir misiniz? Gözle biraz zor. Ancak büyüteçle baktığınız zaman onu görürsünüz. İşte hat sanatı da bu kadar ince ve detaylıdır. Bazı noksanlıklar ne kadar ince olursa olsun, o yine de kusurdur.” Bunu fark etmek için de yıllarca uğraşmanın, bunun kültürünün geliştirilmesinin gerekli olduğunu ifade ediyor Hasan Çelebi. “Usta oldum” demenin, epey bir yol kat etmek olduğunu da tüm bu anlatılanlardan sonra daha iyi anlıyoruz. “Sanat böyle bir şeydir. İşte bu ölçüler içerisinde çalışıp ortaya çıkardığınız eser, sizi dinlendirir. Ben böyle tarif ediyorum bunu. Bu kadar hassasiyetten dolayı da ilk sıralarda yer alır bu sanat dalı.”
| |
|
|
Hattat Hasan Çelebi ile ders verdiği Tarih ve Tabiat Vakfı'nda görüştük.
|
Peki ülkemizde bu sanat dalına ilgi nasıl? “Eskiden oldukça yaygın bir sanat dalıydı. Şimdilerde pek değil. 1960’lara kadar esen bir hat rüzgarı vardı. Bugünlerde ise yurt dışından bu alana ilgi duyan insanlar daha fazla. Bu işin ehlinin Türkiye olduğunu da bildikleri için, hep buraya geliyorlar. Biz de onlara ders veriyoruz. Bunun yanında Türkiye’nin çeşitli yerlerinden de öğrencilerimiz var tabi.”
Özellikle bu sanata ilgi duyan gençlere ne gibi önerilerde bulunmak istersiniz? “Eğer bu işi öğrenmek istiyorlarsa mutlaka bir hocadan eğitim alsınlar. Daha sonra bu işin maddi yönünü düşünmeye başlasınlar. Her şeyden önce, bu işin namusunu korumak ve en iyisini yapmak önemli. Başarılı olduğunuzda zaten devamı gelir. Eskilerin tabiri ile ‘Ayranın olsun, sineği Bağdat’tan gelir.’”
Sohbetimizin sonunda sanatkârların her zaman fedakâr olmaları gerektiğini belirten Hasan Çelebi, bu sanat dalına sahip çıkılması gerektiğini belirterek; “Madem eskiden beri bu sanata katkımız olmuş ve geliştirmişiz, şimdi neden korumayalım?” diye soruyor.
Didem KOCA
|