ZEKÂTIN ANLAM VE ÖNEMİ
A. Zekâtın anlamı: Sözlükte; büyümek, çoğalmak, bereketlenmek ve temizlenmek manalarını ifade eden zekât, İslam’ın sosyal ve ekonomik yapıya yönelik emirlerinden biri olup mal harcamak suretiyle Allah’a kulluk yapmayı temsil eder; sosyal güvenliği sağlar. Zekât müminlerin hayatında din-dünya ayrılmazlığının açık bir ifadesidir. Kişinin, toplumu içinde, kazanamayan muhtaç kesimlerle bazı sosyal hizmetlere harcamada bulunarak mal varlığını toplumu ile paylaşmasının ilk basamağıdır. Zekâtın fert ve topluma yönelik sayısız hikmetleri vardır. Bunların bir bölümü yukarıda kaydedilmiştir.
B. Zekâtın tanımı: Dinî bir terim olarak zekâtı şöyle tarif edebiliriz: “Zekât, belli bir mal varlığının belli bir kısmını Kur’an’da açıklanmış olan belli yerlere vermektir.”
C. Zekâtın farz olduğu kimseler: Müslüman olan ve dini ölçülerde zengin sayılacak kadar malvarlığı bulunan herkesin zekât vermesi farzdır.
D. Zekâtın miktarı: Her türlü para, altın, gümüş, ticari mallar, deve, sığır ve koyunlarda % 2.5; ziraî ürünlerde % 5-10, define ve madenlerle, taşocakları, kum, çakıl, mıcır ve su ürünlerinde % 20’dir.
E. Zekâtın verilme şekli: Zekât, yükümlü olan kişi tarafından bizzat, yahut vekalet yolu ile Kur’an-i kerimde Tevbe suresinin 60. âyetinde açıklanan yerlere verilmesi gereken bir ibadettir. Hakiki şahıslara temlik yolu ile verilebileceği gibi, hükmi şahıslara da vekaleten verilebilir. Günümüzdeki vakıf, dernek ve hayır kuruluşları ile bilimsel araştırma müesseseleri ve İmam-Hatip Okulu, Kur’an Kursu gibi eğitim müesseselerine de verilebilir. Ancak, bu kuruluşların temsilcileri, kabul ettikleri zekâtı Kur’an’da belirtilen yerlere vermek üzere ayrı bir fonda toplamalı ve harcamasını ona göre yapmalıdırlar.
F. Zekâtın verileceği yerler: Zekâtın verileceği yerler Tevbe suresinin 60. Ayetinde açıklanmıştır. Bu yerler de şunlardır:
1- Fakirler (Zekât vermekle yükümlü olacak kadar malvarlığı bulunmayanlar),
2- Yoksullar (Günlük hayatta yetecek kadar malvarlığı olmayanlar), 3- Zekât işlerinde çalışanlar (Zekât kurumunda görevli olan kimseler), 4 - Müellefe-i kulub (kalpleri İslam’a ısındırılmak istenenler), 5 - Hürriyetten yoksun olup özgürlüğüne kavuşturulmak istenen kimseler, 6 – Borçlular (Zaruri ihtiyaçlarını karşılamak için borçlananlar), 7 - Allah yolundaki tüm hizmetler (Geniş bir hizmet alanını kapsar), 8 – Yolcular (Yolculuk esnasında mali imkanlarını kaybeden kimseler).
Yukarıda geçen sekiz yer İslam alimlerinin ittifakı ile zekâtın harcanacağı yerlerdir. Bunlar arasında araştırarak en ihtiyaçlı ve önemli olan yere zekâtı vermek gerekir. Niyet ederek zekât veren böyle bir müminin verdiği zekâtın yerini bulduğunda hiç şüphe olmaz. Zekât verirken niyet etmek şart olmakla birlikte zekât verilen kişiye bunu sözlü olarak ifade etmek şart değildir. Fakirleri incitmeden onlara yardım yapmaya özen gösterilmesi gerekir. Yoksa bir ibadeti yerine getireyim derken gönül kırmak yahut utanıp bunu kabul etmeyerek sıkıntısının devem etmesine sebep olmak söz konusu olabilir. Münasip bir üslup seçerek karşı taraf incitilmeden verilirse bu ibadet yerini bulmuş olur.
Zekât sadece fakir şahıslara değil önemli bazı hizmetlere de verilir. Şahıslar dışında zekâtın Allah yolunda harcanacağı hizmet alanları şunlardır:
1-Allah yolunda cihad, Allah yolunda savaş ve Allah yolundaki bütün hizmetler.
2-İlim tahsili yapan öğrenciler. Bu öğrencilerin yeme-içme, giyim kuşam, barınma, kitap-kırtasiye ve yurt gibi ihtiyaçları.
3-İlmi araştırma yapan alimlerin ihtiyacı olan araç-gereçler, ilmi seyahatler, ilmi toplantılar, kitap harcamaları.
4- İslam dinini tebliğ ve Allah yoluna davete yönelik tüm hizmetler.
6 - Allah yolunda hizmet etmeye yönelik basın-yayın faaliyetleri.
7- Zulüm altında yaşayan millet ve toplulukları ezilmekten kurtarmak için yapılan çalışmalar ve yürütülen faaliyetler.
Zekât yukarıda anılan yerlere harcanırken, şahıs ya da hizmetin önemine göre bir sıralama yapılmalı ve en önemli olan alan tercih edilerek bu ibadet yerine getirilmelidir.
G. Zekâtın geçerli olmasının şartları: Verilen zekatın Allah katında geçerli olması için kaynaklarda belirlenmiş bazı şartlar vardır. Bunlardan biri zekatı verirken niyet etmektir. Niyetsiz yapılan yardım zekat yerine geçmez. İkincisi zekatı temlik etmektir. Bunun manası, kişinin verdiği zekat malının mülkiyetini elinden çıkarıp bir daha kendine dönmemek üzere bir şahsa ya da kuruma teslim etmesi demektir.
Dolayısıyla İslâmi bir kuruma zekat verip makbuzunu alan kişi, zekat ibadetini yerine getirmiş, kendini sorumluluktan kurtarmış olur. Yüce Allah’tan Müslümanların zekât ve diğer ibadetlerinin kabul etmesini niyaz ediyorum.
H. Malın kötüsünü vermemek: Zekât sadece para olarak değil, mal olarak da verilebilir. Özellikle ticaretle uğraşan Müslümanlar, elde para bulunmadığı için zekât vermezlik etmemeli ya da zekâtı tehir etmemelidirler. Hangi malvarlığına sahip iseler bu malın kırkta birirne tekabül eden kısmını ihtiyaç sahibi olan kimselere vermekle bu ibadeti yerine getirebilirler. Ancak, mal verirken satılmayan, piyasada rağbet edilmeyen, elde kalmış mallar verilmemelidir. Böyle yapılırsa verilen mal zekât için kabul olunmaz. Dolayısıyla malın orta değerde olanını seçip vermek gerekir. Örnek; bir kumaş taciri tutulmayan ve satılmayan bir markaya ait kumaştan zekât vermeyi düşünmemeli, belki her tür kumaştan ayrı ayrı zekât vermeli, yahut elde ki kumaşların ortalama değer taşıyanı üzerinden %2.5 hesabıyla zekâtını ödemelidir. Bunun için ölçü yüz metre kumaşta 2.5 metre kumaş vermek olmalıdır. Diğer bütün mallardan zekât buna göre hesap edilmelidir.
I. Çek ve senetlerin zekâtı: Bir tacirin yahut mal sahibinin elinde para bulunmaz da çek senet bulunursa bunlardan zekât verebilir mi? Para ya da mal bulunmadığı takdirde veya mal vererek ödemek mümkün olmadığı takdirde, zekâtın çek ve senetle de ödenmesi mümkündür. Allah hiç bir kula gücünün yetmediğini teklif etmez. Eğer bir kimsenin mali gücü sadece çek yahut senet ise mevcut müşteri senet ve çeklerin %2.5’una tekabül eden ve ortalama vade üzerinden hesap edip zekâtını verebilir. Bunun gibi, kendisi çek ve senet yazarak bir fakire vermek suretiyle onun ihtiyacını karşılayabilir. Fakir kişi bu çek ve senetleri ihtiyacı için harcar veya borcu varsa borcunu kapatır. Ancak, bunlar karşılıksız çıkarsa o zaman nakit olarak ödemesi gerekir. Ödemediği takdirde zekâtı iptal edilmiş olur.
İ. Hisse senetlerinin zekâtı: Elinde hisse senedi bulunan bir Müslüman bu senedin piyasada ki nakit değerini tespit ederek %2.5’una tekabül eden kısmının zekâtını nakit olarak yahut malvarlığı olarak ödemelidir.
K. İnşaat ve arsaların zekâtı: Bir kimsenin sadece oturmak için bir dairesi varsa bundan zekât vermesi gerekmez. Yine bir kimsenin üzerinde ev yapmak için sadece bir arsası varsa bundan da zekât vermesi gerekmez. Ancak, eğer bir kimse inşaatçılıkla meşgul oluyorsa satmak için elinde bulunan daire yahut dükkanların bugün ki değerini hesap edip zekâtını nakit olarak ödemelidir. Nakit ödeme imkanı yoksa daire olarak zekâtını ödemek zorundadır. Örnek; dini anlamda zenginlik nisabına malik olan bir inşaatçının elinde beş daire kalmışsa, bu dairelerin sermaye değeri 500 bin YTL tutuyorsa (12.500) YTL zekât vermesi gerekir. Bunun gibi, bir inşaatçının elinde zekâta tabi 40 daire artmış bulunuyorsa, ister bitmiş daireler olsun, ister bitmemiş olsun farketmez, bunların değeri 4 milyar YTL ise (100.000) YTL zekât ödemesi gerekir. Eğer bu zatın elinde para yoksa o takdirde ortalama bir dairesini fakir bir kimseye vererek zekât borcundan kurtulmalıdır. Bunu yapmadığı takdirde Allah katında zekât vermediğinden yahut zekâtı tehir ettiğinden dolayı sorumludur. Ticari arsalar da aynen bunun gibidir.
L. Önemli bir tavsiye: Mal fani, insan fani, dünyevi hevesler fani, hayat fanidir. Müslüman ebedi hayata inanan kimsedir. Dolayısıyla fani varlıklara aşırı derecede bağlanarak, hayata aldanarak cimri davranmamalı; ebedi hayat için daha çok çalışılmalıdır. Zekât, sadaka ve hayırlar fani olan dünya hayatını ebedileştiren faaliyetlerdir. Fani olanı ebedi olana tercih edenler, sonunda elleri boş giderler. Zenginler zekât verme konusunda son derece hassas davranmalı, bunun hayatı bereketli kılacağı ve huzurla dolduracağı asla unutulmamalıdır. Zekâtın yaşanmadığı toplumda huzur yoktur. Zenginleri düzenli zekât veren toplumlar mutlu olurlar. Zekât verelim, hayır yapalım, vakıf kuralım, huzur bulalım…
ZEKÂTI KURUMLAŞTIRMANIN ÖNEMİ
Bu vesile ile çok önemli bir meseleye, zekâtın kurumlaştırılması meselesine de değinmekte fayda olduğunu düşünmekteyim. Zekât, ferdî bir olay olmayıp devlet ya da belli bir kuruluş tarafından organize edilmesi gereken ekonomik ve sosyal güvenlik ağırlıklı bir emirdir. Hz. Peygamber dönemi ile dört halife döneminde Devlet, her yıl Müslüman olan vatandaşların mal varlığını kendine ait usulleri ile önceden tespit edip malî yıl sonunda memurları aracılığı ile yerinde toplar ve gereken yerlere bekletmeksizin dağıtırdı. Günümüzde- az sayıdaki İslam ülkesi hariç- bir çok İslam ülkesinde devlet ya da güçlü bir kuruluş aracılığı ile zekâtlar toplanıp gerekli yerlere dağıtılmadığı için, zekâtın toplumdaki fonksiyonu yeterince gerçekleşememektedir. Bu sebeple çağımızda Müslümanların zekâtı mutlaka kurumlaştırmaları gerekir. Farz olan ilâhî bir emrin uygulanması için gerekenlerin yapılması da farzdır. Dolayısıyla, İslâm dünyasında ve ülkemizde bir zekât kurumunun kurulması Müslümanlar üzerine farz-ı kifayedir. Çağımız kurumlaşma çağıdır. Kurum olmadan kapsamlı bir hizmet gerçekleştirmek mümkün değildir. Namaz ve hac gibi ibadetlerin yerine getirilmesi için kurumlara ihtiyaç olduğu gibi, özellikle malî bir ibadet olan zekât ibadetinin yerine getirilmesi için de mutlaka bir kuruma ihtiyaç vardır..
Her devirde olduğu gibi, özellikle günümüzde İslâm toplumları için temel sorun iktisadî güç kaynağı bulma sorunudur. Zira toplumları ayakta tutan en önemli unsurlardan bir maddi güçtür. Bu maddi gücün kaynağı son zamanlarda İslâm dünyası için vücuda gerekli kan niteliğindedir. Hangi hizmeti ele alırsak alalım, hangi mesele ile karşılaşırsak karşılaşalım, onun temelinde iktisadî bir güç meselesinin yatmakta olduğunu görüyoruz. Manevî güçler yanında maddî güçlerle donatılmaksızın toplumda hiçbir meselenin esaslı bir çözüme bağlanması nerde ise imkansız duruma gelmiştir.
Gerçekten bugün topluma hizmet verebilmek için fazileti esas alan, şuurlandırıcı, bilimi özendirici, eğitici-öğretici, eğlendirici güçlü bir medya kurmak; sanayileşmek, teknolojik yönden gelişmek, Allah yolunda gayret göstermek, özellikle yaşayan bütün dillere göre yayın yapmak, orduları güçlendirmek, ilimleri özellikle İslâmi ilimleri yaşatmak, eskiden olduğu gibi büyük ilim adamları yetiştirmek, dünya çapında düşünürler çıkarmak, nesillerimizi aydınlatmak, insanları cehalet ve taassup karanlığından kurtarmak, İslâm'ı zamanın ihtiyaçlarına göre doğru anlayıp bütün insanlığa özellikle genç kuşaklara doğru bir şekilde anlatmak, hayatın her alanında güçlü sanatkarlar yetiştirmek bütün Müslümanlar üzerine yüklenen bir görevdir.
Konunun önemini çok iyi kavramış bulunan değerli ilim adamlarımızdan biri şöyle diyor: "Mal, sosyal ve milli hayatın dayanağı, umumî ve hususî işlerinin değirmentaşıdır. İslâm dini zekât gibi malî bir vecibeyi farz kılmakla diğer dinlerden çok farklı bir özellik arz eder. İslâm'ın bu özelliğini bütün dünya kabul etmektedir. Eğer Müslümanlar bu emri tamamen yerine getirebilselerdi, İslâm dünyasında ne tek bir fakir, ne de zavallı tek bir kişi kalırdı. Ne yazık ki, Müslümanların büyük bir çoğunluğu bu emri terk ederek kendi dinlerine ve ümmetlerine karşı büyük bir cinâyet işlemişlerdir. Hatta bu sebeple, saltanatlarını şeref ve üstünlüklerini kaybetmişler, kız ve erkek çocuklarının terbiyesine varıncaya kadar bütün işlerinde yabancıların etkisi altında kalmışlardır. Bugün Müslümanlar, çocuklarını dinsizlik propagandası ve Hıristiyanlık telkini yapan okullara kendi elleri ile teslim ediyorlar. Bu okullar da o çocukların inançlarını bozuyorlar, millî bağlarını koparıp kendilerine karşı itaatli birer köle durumuna getiriyorlar.
“Bunun sebebi araştırıldığı zaman "kendi inançlarını telkin edecek müesseseleri kurmak için maddi imkân bulamıyoruz" denildiği görülmektedir. Doğrusu bu Müslümanlar, kendilerine maddî imkanı verecek din duygusu ve akıl bulamıyorlar.
“Müslüman toplumun düzelmesine ve yeniden güçlü hale gelmesine gayret gösterenler için en lüzumlu iş, her şeyden evvel İslâm'ın ve toplumun temel meselelerini kavrayan imanlı ve yüksek seviyede kültür sahibi elemanlar yetiştirmek, sonra Müslümanlardan zekâtları toplama işini düzenleyecek güçlü bir cemiyet kurmak, böylece toplanan zekâtları sevk ve idare ederek gereken yerlere vermektir."
Evet, aşağı yukarı her meselemizin altında iktisadî bir düğümün yattığı çağımızda, insanlığa ve Müslümanlığa hizmet etmek, toplumu güçlendirmek, sosyal dengesizlikleri ortadan kaldırmak, huzurlu ve hayatı insanca yaşanır hale getirmek için, her şeyden evvel bize bu hizmet imkanını bahşedecek olan bitmek tükenmek bilmez kaynak durumundaki zekât ve öşürleri toplayıp gerekli yerlere dağıtacak güçlü bir zekât müessesesinin kurulmasına şiddetle ihtiyaç vardır. Zekât ibadeti ancak o zaman hakkıyla yaşanmış olur.
Prof. Dr. Yunus Vehbi YAVUZ |