“Türk milletinin karakteristik özelliği paylaşmayı bilmektir.” diyor Türkiye Finans Genel Müdürü Yunus Nacar… Türk milletini tanımlamak için kullandığı bu cümle aslında hem katılım bankalarının genel ilkelerini hem de kendisinin ve kurumunun felsefesini anlatıyor. Sohbetimiz ilerleyip, derinleştikçe karşımıza çok farklı bir Yunus Nacar portresi çıkıyor. Edebiyatla ilgilenen, hat sanatı ile uğraşan, kendi yiyeceğini kendisi yetiştiren, bir banka genel müdürüne göre aykırı bir Yunus Nacar…
| |
|
|
Türkiye Finans Katılım Bankası Genel Müdürü Yusuf Nacar.
|
Gazetemizin bu sayısında ekonomi sayfamız için Genel Müdürlüğü Kartal’da bulunan, gün geçtikçe çizgisini yükselten, katılım bankacılığının öncülerinden Türkiye Finans Katılım Bankası Genel Müdürü Yunus Nacar ile sohbet etmek, katılım bankacılığını ve finans sektörünü kendisinden dinlemek istedik. Biz bol bol bankacılık ve finans konuşmayı beklerken karşımıza bir banka genel müdürünün sayılardan başka nelerle uğraşabileceği gerçeği çıktı. Sohbete edebiyattan giren Yunus Nacar “Neden bankacılar da iyi bir edebiyatçı, iyi bir ressam, iyi bir müzisyen...olmasın?” dedi ve Türk halkının karakteristik bir özelliğinin altını çizerek sözlerine devam etti: “Türk milleti misafirperverdir, çalışkandır ama bana göre bunların hepsinin ötesinde Türk milleti paylaşmayı bilendir.” Aslında Türkiye Finans Genel Müdürü Yunus Nacar’ın söyledikleri hem bankanın hem de kendisinin felsefesini aktarır gibiydi.
Hat sanatıyla uğraştığını ve hafta sonlarını bahçesinde çalışarak geçirdiğini öğrendik Yunus Nacar’ın. Her zaman finans haberlerinde, takım elbisesiyle görmeye alıştığımız Nacar’ın farklı bir yüzünü anlattıklarıyla keşfettik. Nacar, ormanlarla kaplı bir alanda yer alan evinin bahçe işleriyle kendisi ilgileniyormuş. Evin bahçesinde domatesten bibere, fasulyeden patlıcana kadar çeşitli sebzeler yetiştiriyor. Ayrıca çimlerle kaplı bahçede çok sayıda süs ağacının yanı sıra incir, armut, ayva ağaçları ve henüz yeni yeni meyve vermeye başlayan 40 adet bodur elma ağacı bulunuyormuş.
Asıl ilginç olan bu geniş bahçenin bakımının tamamıyla Yunus Nacar’a ait olması. Çünkü birçok kişi bilir ki bankacılık en yoğun çalışılan mesleklerden birisidir. Hele Türkiye Finans’ın yeni bir banka olduğunu ve her geçen gün yeni bir şube açtığını hesap ederseniz, Nacar’ın ne kadar yoğun olduğunu tahmin edebilirsiniz. İşte bu yoğunluk arasında, Nacar hiçbir yardımcı bulundurmadan bütün bahçeyi kendisi elden geçiriyormuş. Çimleri biçiyor, çapa yapıyor, ağaçları buduyor, gülleri, ardıçları şekillendiriyormuş. Nacar’dan, kâh Türkiye’de faizsiz bankacılığın ilk çıktığı dönemleri dinledik kâh tüm bu koşuşturmalar içerisinde unutulmaya yüz tutan değerlerimizi...
Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz? Türkiye Finans Katılım Bankası’nın Genel Müdürü olana kadarki süreci anlatır mısınız?
Ben Maraşlıyım... Lise hayatım Maraş’ta geçti. 1970’li yıllarda Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne başladım. Ankara Siyasal; Maliye, İç İşleri ve Dış İşleri Bakanlığı’na personel yetiştiren bir okul. 1976 yılı Ocak ayında Maliye Bakanlığı’nda hesap uzmanı olarak göreve başladım. 7 yıl İstanbul grubunda çalıştım. Arkasından Işıklar Holding’te, Mali Denetim ve Kontrol Müdürü olarak görev yaptım. 1984 yılının Aralık ayında gazetelerde yazılıp çizildi,
“Şöyle oluyormuş, böyle oluyormuş, Türkiye’ye faizsiz bankacılık geliyormuş.” diye. Biz de takip ediyorduk bu konuyu. Türkiye’ye ilk gelen, Faisal Finans ve Albaraka Türk oldu.
Faisal Finans’tan bir teklif geldi ve ben de kabul ettim. Böylelikle ilk faizsiz bankanın kuruluşunda bulundum ve 4 yıl çalıştım. 1989 yılında faizsiz bankacılığın gelişiyor olması nedeniyle Kuveyt Finance House da Türkiye’de bir banka kurma kararı aldı. Ben de Kuveyt
Türk’te 1 Ocak 1989’da Genel Müdür Yardımcısı olarak göreve başladım. 1996-99 Temmuz’a kadar 4 yıl genel müdür olarak çalıştım. 1 Temmuz 1999’da Anadolu Finans’ta göreve başladım. Aradan bir buçuk yıl geçti, ekonomik kriz patlak verdi. Biz bu krizi aldığımız tedbirlerle hasarsız atlattık. Krizi aştıktan sonra büyümeye başladık ve iyi bir noktaya geldik. Anadolu Finans gerçekten sesi duyulur, sözü önemsenir bir konuma geldi. Her şey rayına girmişti ki, Family Finans ve Anadolu Finans birleşme kararı aldı. Aslında biz iki değişiklik yaşadık. 1 Ocak 2006’dan itibaren Anadolu ve Family olarak birleştik. İkincisi de çıkarılan bir yasa ile birlikte özel finans kurumları katılım bankası haline getirildiği için Türkiye Finans Katılım Bankası olduk. 1 Ocak 2006’dan itibaren de Türkiye Finans Katılım Bankası’nın Genel Müdürüyüm.
Türkiye’de Faizsiz Bankacılık
Siz faizsiz bankacılığın Türkiye’ye ilk gelişinden itibaren bu sektörün içindesiniz. O yüzden bu alanı çok iyi tanıyorsunuz. Faizsiz bankacılık sistemiyle ilgili neler yaşadınız?
Türkiye bu sistemi hemen kabul edebildi mi, müşteri bulmakta zorluk çektiniz mi?
Ben, Faisal’a girdiğimde 33 yaşında, genç bir delikanlıydım. Şu kadarını ifade edeyim ki geçmişle günümüzü karşılaştırdığımızda, teknoloji itibariyle mukayese edilemeyecek bir gelişme var. O zamanlar elbette zorluklarımız vardı, sistem yeni kurulduğu için anlatmaya çalışıyoruz, bu sistemi bilen insanlar yok. Hepimiz amatör kaldık. Müşterilerimiz de Türkiye’ye faizsiz sistem gelmiş diye hevesle yaklaşıyorlardı. Kâr edelim düşüncesiyle değil, hayrımız dokunsun düşüncesiyle paralarını yatırmaya başladı insanlar. Ama ne zamana kadar? Vatandaşın hayırdır, sevaptır diye verdiği paraları batırmaya başlayıncaya kadar. Zamanla o zorlukları atlattık. Bu paranın hayır, sevap meselesi olmadığını anlattık.
Hayatta, zorluklar ve güzellikler kardeş gibi... 2001 bizim için öyle idi. Biz sadece zorluğu yaşadık, krizi yaşadık. 2001’de bankalar zora girdi, borçlarını ödeyemez hale geldi. Bir finans kurumu faaliyetini durdurmak zorunda kaldı. Ama zorlukların akabinde özel finans kurumlarına güvence fonu geldi ve özel finans birliği kuruldu. Finans kurumları bankalar kanununa tabi oldu, teminat mektuplarımızın kabul edilmesi açısından yeni adımlar atıldı. 2001 yılında katılım bankacılığının temeli atıldı ve 2005 yılında yeni hükümet döneminde ismimiz “katılım bankası” oldu. Bugün bakıyorsunuz o zorluklar olmasaydı, bu duruma gelemeyecektik. 1985’te başladığımızda faizsiz bankacılık nedir, Türkiye bilmiyordu. Hazine, Bakanlar Kurulu ve Merkez Bankası tebliğ çıkarmış. Biz bu üç tebliği önümüze koyduk. Bankacı arkadaşları aldık. Ama bir sürü soru işaretleri var. Toplanan fonlar nasıl kullanılacak, kâr nasıl dağıtılacak bunları kimse bilmiyor. Biz, bilgisayara güveniyoruz. O zaman Faisal’da bilgisayarlar için kocaman bir odayı yükseltilmiş taban yaptırdık. Çok seviniyoruz. Sonradan öğrendik ki konteynır büyüklüğündeki o bilgisayarlar laptop kadar kapasiteye sahipmiş. Yaklaşık 22 yılda ülkenin nereye geldiğini düşünüyorum. Bugün bir laptop’a sığdırdığımız bilgi, o zamanlar 50-60 metrekarelik odalardaki bilgisayarlarda saklanıyordu.
Bankacılıktan hat sanatına…
Hep bankacılık, hep iş mi? Bankacılık sektörü dışında Yunus Nacar’ın özel ilgi alanları, zamanını geçirmekten zevk aldığı şeyler yok mu?
Olmaz mı? Elbette var. Herkesin hayatında bir takım merakları var. Örneğin ben edebiyata meraklıyım ve edebiyat öğretmeni olmayı çok istedim. Ama yetiştiğim dönemde öğretmenlerin yetişme durumu, öğretmenlerin geçim şartları, sosyal durumları pek iyi değildi. O yüzden lise bittikten sonra kendimi farklı bir alana yönelttim. Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne girdim, Maliye Bakanlığı’nda hesap uzmanlığına başladım. Maraşlı olmamın da biraz etkisi var bizde. Biraz edebiyat tarafımız fazla.
İş hayatı içerisinde bankacılıkta, çok çalışmaktan kendimize bir türlü yeterli zamanı ayıramadık. Her rolü oynadık da hayat tiyatrosunda, Yunus Nacar rolünü oynama fırsatı hiç olmadı. Hep işle ilgili koşuşturmayla geçti hayatım. Anadolu Finans’ta çalışırken, “Her şey tamam, her şey yerine oturdu. Artık ben Yunus Nacar rolünü oynayacağım.” dedim. “Bismillah” deyip, Hasan Çelebi Hoca ile birlikte Üsküdar’da hat çalışmaya başladım. 1 Temmuz’da Anadolu Finans ve Family Finans birleşme kararı aldı. Okkayı ve dividi yerine koyduk ve başladık yeniden farklı bir rolü üstlenmeye. Ama yeniden ilgilenmeye başlayacağız, çünkü işler rayına bir hayli girdi.
Ayrıca bahçe ile uğraşıyorum. Riva yolu üzerinde Mahmut Şevket Paşa Köyü’nde kalıyorum. Bir bahçem var, domates, biber, patlıcan, fasulye aklınıza ne gelirse, hepsini kendim yetiştiriyorum. Bunların çapalanması, bellenmesi, dikilmesi, sulanması her şeyi bana ve aileme ait. Cumartesi-Pazar, fırsat bulduğum her an bahçedeyim. Hiç yardımcım yok. Bütün bahçe benim ve ailemin ellerinden geçiyor.
Bankacılık hizmetlerinizin yanı sıra Türkiye Finans olarak kültürel etkinliklere de sponsor oluyorsunuz, personelin kültürel faaliyetlerini de destekliyorsunuz. Kazancın topluma dönüşünü sağlamak, topluma bankacılığın yanı sıra farklı alanlarda da yatırım yapmak adına mı böyle bir yol izliyorsunuz?
Banka olarak bizim topluma bir borcumuz var. Toplumdan kazanıyorsanız, yine topluma yatırım yapmalısınız. Bizim toplumdan bir kazancımız var. Kültürel anlamda, faizsiz bankacılık üstüne, paylaşmayı esas alan bir mantıkla çalışan müesseselerin topluma çok daha yakın durması lazım. “Toplumun yapısından, kültüründen bana ne” diyemeyiz. Para ile uğraşan müesseseler bir araya geldiği zaman paranın ne anlama geldiğini öğretmemiz lazım. Önümüzdeki dönem için bir takım projelerimiz var. Toplumun kültürel değerlerine katkı yapmak için biz de elimizden gelen yatırımı yapacağız. Bu bizim için önemli. Her birimiz birer hizmet neferiyiz. Birer hizmet neferi olarak da birbirimizi ve hizmet ettiğimiz kişileri sevmek durumundayız. Sevginin açmayacağı kapı, başaramayacağı hedef yok diye düşünüyorum. 2006 yılında başardığımız gibi, bu takımla daha çok başarılara imza atacağız.
|