YIL: 2 SAYI: 16 / Kasım 2006                             Şuan Arşiv bölümümüzdesiniz. Güncel Sayfamıza dönmek için tıklayınız!
kentim.com.tr
Kartal

DUYURULAR


"Çoçuklarınızdan Sevginizi esirgemeyin"



 

1981 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olan Prof. Dr. Bülent ZÜLFİKAR, aynı fakültenin Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalında 1982-86 yıllarında uzmanlık çalışmasını tamamlayarak, 1987’den itibaren Bizim-Lösemili Çocuklar Vakfı Sağlık kuruluşunda çalışmaya başladı. 1991 yılında Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları dalında doçent oldu.

1992’de Londra’da Hemofili hastalığı ve Akdeniz anemisinin doğum öncesi tanısı üzerine, 1993’de Londra Whittington Hastanesi’nde Akdeniz anemisinin tedavisi üzerine ve yine aynı yıl Chicago Üniversitesi Padiatrik Hematoloji-Onkoloji Departmanı’nda kemik iliği nakli konusunda çalışmalar yaptı.

1994 yılında Kan Hastalıkları Uzmanı olan Prof. Zülfikar, başkanlığını yürüttüğü Türkiye Hemofili Derneği’ni kurarken, ülkemizi Dünya Hemofili Federasyonu (WFH) ve Avrupa Hemofili Birliği’nde (EHC) halen temsil etmektedir.

Temmuz 1994-1997 yılları arasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sağlık Daire Başkanlığı yapan Prof. Zülfikar; bu dönemde gıda güvenliği, hava ve su temizliği, Hepatit B aşılama programı, özürlülerin ve kronik hastalığı olanların şehir hayatına katılmaları, haşere mücadelesi, mobil sağlık ünitelerinin yaygınlaştırılması gibi birçok şehir sağlığı sorununun çözümü üzerinde faaliyetler yürüttü.

Temmuz 1997’den itibaren İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü’ne geri dönen Prof. Zülfikar; 1999 yılında Chicago Üniversitesi Çocuk Hastanesi’nde, kan hastalıkları ve tümörler üzerinde çalışmalarda bulundu. 2004 yılında Çocuk Onkolojisi uzmanlığını tamamlayan Prof. Zülfikar; Pediatrik Hematoloji-Onkoloji Bilim Dalında çocuk tümörleri, hemofili ve koagulasyon bozuklukları ağırlıklı olmak üzere kan hastalıkları ve çocuk sağlığı üzerinde akademik çalışmalar yapmaktadır. Şubat 2003 tarihinden itibaren T.C.Sağlık Bakanlığına kan, kan bileşenleri ve kan ürünleri konusunda konsültasyon hizmeti vermekte olan Prof. Zülfikar, TBMM Bakanlar Kurulu kararıyla 16 Eylül 2004 tarihinde Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) üyeliğine atanmıştır.

Çocuk Sağlığı üzerine 9, Kan Hastalıkları üzerine 7, Şehir ve Toplum Sağlığı üzerine 11 kitabı mevcuttur. Ayrıca yurt içinde ve dışında yayınlanmış 77 makalesi ve sunulmuş 251 çalışması bulunmaktadır. Prof. Zülfikar’a 1994 yılından beri çeşitli sivil toplum kuruluşlarından (dernekler, odalar, kooperatifler, vakıflar), belediyelerden, özel sağlık işletmelerinden ve üniversitelerden hizmetleri nedeniyle toplam 22 ödül verilmiştir. Evli ve bir kız çocuğu babası olan Prof. Zülfikar, İstanbul Üniversitesi Pediatrik Hematoloji-Onkoloji Bilim Dalı Başkanlığını yürütmektedir.

Prof.Dr. Bülent Zülfikar ile “Çocukluk Yaşlarında Sık Görülen Psikososyal Sorunlar” üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik…

Hocam, artık tüm dünyada çocuk eğitiminin anne karnında başladığı bilinmektedir. Ruhen ve bedenen sağlıklı bireylerden oluşan toplumların 21. yüzyıla damgasını vuracakları her yerde ifade ediliyor. Bizim de şehir gazetesi olma misyonumuz sebebiyle, okur profillerimizin başında anneler geliyor.

Aile ve çocuk iletişiminin daha sağlıklı olabilmesi ve toplumun temel yapısının daha da güçlü kılınabilmesi adına, çocukluk yaşlarında sık görülen psikososyal sorunlarla ilgili bilgi verir misiniz?

Çocukların gelişiminde ve hayata uyumunda, yaşadıkları çevrenin özellikle ailenin yeri oldukça önemlidir. Davranışlarının şekillenmesinde, birlikte oldukları kişilerin davranışları rol oynar. Ebeveynlerin yanlış davranış ve yaklaşımları karşımıza bir takım davranış bozuklukları olarak ortaya çıkar. Bizi ilgilendiren, bizim çocuğa nasıl davrandığımızdır. Ona doğru davranıldığında o da doğru davranışları kendi bünyesinde oturtur. Tabi çocuğun genetik olarak yapısal bozuklukları varsa, bu konuyu ayrıca değerlendirmek gerekir. Onları tek tek irdeleyip tedavi etmek gerekmektedir.
 
Çocuklar, hayata fiziksel ve ruhsal olarak hazır gelmezler ve yardıma ihtiyaçları vardır. İlk doğduğunda oturmayı, dönmeyi, giyinmeyi bilmezler. Kişisel ihtiyaçlarını kendileri yerine getiremezken, bunları zaman içerisinde öğrenirler.

Bizim amacımız fiziksel yeteneklerini ve ruhsal yapısını doğru geliştirmesini, zeka ve becerilerinin doğru bir şekilde kurulmasını sağlamaktır. Bu iki şekilde gerçekleşir. Birincisi çocukların taklit ederek öğrenmesi, ikincisi de çok soru sorarak öğrenmesi. Çocuklarla konuşmak, oynamak, sevgi gösterisinde bulunmak onların becerisini ve yeteneklerini geliştirir. Çocuklara verebileceğimiz iki özverimiz ya da birikimimiz vardır: Zaman ve Sevgi. Önemli olan bu ikisini birlikte verebilmektir.

 

Peki Hocam çocuğa nasıl zaman ayırmalıyız ve bu zamanda neler yapmalıyız?

Çocuğa zaman vermek ya da ayırmak, konuşmak, birlikte oynamak, televizyon izlemek gibi farklı şekillerle olabilir. Aslında, her olayı zaman ayırmaya dönüştürmek mümkündür. Zaman ayırmamanın zıddı ise ilgisizliktir. Çocuklara zaman ayırmak onun her hareketine ilgi göstermektir. Böylece taklit ve soru sorma hareketini iyi yönlendirebiliriz.

Hocam genelde çocuklar çok soru sorarlar, bunun sebepleri nelerdir? Ayrıca soru soran çocuklar karşısındaki tutum ve davranışlarımız neler olmalıdır?

Çocukların çok soru sormasının sebebi, bilmediği şeyleri öğrenme arzusu, taklit etmedir. Çocuklar davranışlarını genellikle gözlemleyerek yaparlar. Saç tarama, diş fırçalama bunlar sosyal öğrenim metodu adı verilen gözlemleme ile öğrenilir. Davranışları sevdiğiniz ve değer verdiğiniz kişilerden öğrenmişseniz bunlar sizin için kıymetli davranış olarak kabul görür. Birikimlerinizi verme özelliğiniz, çocuğun zeka ve becerilerinin nereye kanalize olacağı konusunda ipucu verir. Elinizdeki birikimleri, zorla ya da sevgiyle vermek sizin elinizdedir. Çocuk gelişiminin en önemli noktası davranışlarına ilgi göstermek, oyunla ve sorularına cevap vererek öğrenme ihtiyacını karşılamaktır.

‘Bu nedir?’ ile ‘Bu tükenmez kalem midir?’ soruları arasında bilme farkı vardır. İlk soruda kalem çeşitlerini bilmediğiniz anlaşılır. İkincisinde ise, kalem çeşitlerini bildiğiniz anlaşılır. Hayatta soru sorabilmek bir takım şeyleri bilmek demektir, bilmeyen kişinin soru sorması çok zordur. Dolayısıyla soru sorabilmek bir şeyi bilmeyi gerektirir. Çocuklarda da böyledir. Zeka çocuklarda 3, 6, 10 yaşında aşama kaydeder. Dolayısıyla çocuklar bazı şeyleri bilir fakat kıyaslama yapabilmesi ve anlaması için zekasının biraz daha gelişmesi gerekir.

Soru sormayan çocukların ailelerine önerileriniz nelerdir?

Biz ona açıklamalıyız. Ona hayatı anlatarak, öğrenmesine yardımcı olmalıyız. Çocuk aşırı ilgi ister, patolojik ilgi, kendini yenileme isteği olabilir. Mesela her seferinde kapıya tekme atıp kaçabilir buradan da ilgi istediğini anlıyoruz. Tekme ile ifadede çevrede ya da evde biraz sertlik yanlısı davranışlar ya da konuşmalar olduğunu anlayabiliriz. Çocuğu 70-80 yıllık bir hayata hazırlamak için onun davranış ve kişilik temellerini 6 yaşına kadar sağlıklı olarak oturtmak gerekmektedir. Onların davranış, yemek, konuşma yeteneklerini geliştirmelerine yardımcı olmak gerekir.

Güzel konuşan çocuklarla, konuşmayanlar arasındaki fark ne olabilir?

Çocuğun güzel konuşmasında ailenin ve çevrenin çocuğun yanında güzel konuşması etkilidir. Çocuklarda soruları seçme, eleme mümkün olmayabilir. Akıllarına gelen her şeyi sorabilirler, bunu yadırgamamalı ve onlara yakınlaşmamız için bir fırsat olarak görmeliyiz. Mesleki anlamda da doktorlar, hemşireler olarak çocuklara nasıl yanaşacağımızı bilmemiz gerekir.
 

Hocam çocuklarda taklit yoluyla öğrenme ile ilgili bilgi verir misiniz?

Çocuklar genel olarak gördüklerini ve öğrendiklerini taklit etmeye çalışır. Taklit yeteneği basit bir olay değildir ve çocuğa önemli davranışsal kazanım sağlar. Anne ve babaların, eğitimcilerin, çocuklarının yanındaki davranışları çok önemlidir. Nitekim hastanede uzun süre yatmak zorunda kalan çocuklar; hemşireleri, doktorları taklit ederek davranışlarını, becerilerini inanılmaz bir şekilde geliştirmektedir. Eğitim düzeyi yüksek hemşire ve doktorlarla beraber zaman geçirmek, onların davranışlarını, buna imkanı olmayan diğer çocuklardan daha fazla geliştirmelerini sağlamaktadır. Doktorlar ya da hemşireler "Hadi bana bu sabah ne öğrendiğini anlat" dediğinde onunla ilgilenmiş oluyor. Çocukta yeni öğrendiği şiiri, şarkıları sizin için söylüyor ve daha çok öğrenmeye gayret ediyor. Bunun tersini yaparsanız davranışları olumlu şekilde gelişmez.

Çocuklarda oyunla öğrenmeye de önem verildiğini biliyoruz. Bize biraz bundan bahseder misiniz?

Beceri; fiziksel davranışlarda, kabiliyet ise; zihinsel davranışlarda gelişme anlamına gelir. Kabiliyette dikkat edeceğimiz noktalar vardır. Oyun oynamak; çocukların sosyal, fiziksel, arkadaşlarla diyalog gibi beceri ve kabiliyetini geliştirir. Oyun çocuğun cinsiyetine, yaşına uygun olmalıdır. Çocukların çok fazla kucağa alınmasını tavsiye etmiyoruz çünkü bir süre sonra her kucağa alanın ona güven verici, sahiplenici olduğu zannedilmektedir. Bu doğru değildir. O nedenle kucağa almanın belli bir yaşı vardır. Oyun oynamada bize yardım eden unsurlar vardır. Oyuncaklar ve öğretici oyunların seçimi önemlidir. Mesela tek merkezden test çözme şeklinde yapılan üniversite sınavları, öğrencilerin yaratıcılık özelliklerini değerlendiremediği ya da idarecilik özelliklerini ortaya çıkarmadığı gerekçesiyle sorgulanmaktadır. Çocuklarla oyun oynama nedenimiz yeteneklerini, becerilerini ve kabiliyetlerini ortaya çıkarmaktır. 'Kabiliyetlerini nasıl açığa çıkarırız' sorusunun cevabı için bir araçtır. Kabiliyetlerini ve yeteneklerini keşfetmemizi, geliştirmemizi sağlayacak oyuncaklar vermemiz gerekmektedir. Ahmetcan adında 3.5 yaşında bir hastam var. Sinirli ve huysuz bir çocuk. Evinde oyuncak dolu. Ahmetcan'ın her ağladığında ya da huysuzlaştığında kendisine oyuncak veriliyor. Bunlar çocukta konsantrasyon sorunu yaratıyor. Çocuk hangi oyuncak ile oynayacağını bilemiyor, öğrenme - araştırma hevesi eksik kalıyor. Burada anne çok önemli. Çocuğunun her şeyi olsun istiyor. Bu dönemde anneler sabırsız ve agresif olmamalı. Bir bebek 9 ay olmadan doğmuyor ve 9 ay dolmadan yürümüyor. Yaşamda da böyle, her şey zamanla oluyor. Zamanından önce aşırı baskı uygulamanın faydası bir yana, çocukta davranış ya da zihinsel bozukluklara neden olabilmektedir.

Çocuklarda oyunun önemli noktaları nelerdir?

Öncelikle; çocuklar oyuncakları yapıp bozararak öğrenir. Bu hayatın diğer alanlarında da böyledir. Çocuğa 'sıcak su yakar' dediğinizde bir şey anlamaz. Çocuk buharı ya da sıcağı hissettiğinde, eli yandığında öğrenir. O zaman dokunmamayı, sıcak ile soğuk arasındaki farkı öğrenir. Banyo yaparken suyu biraz sıcak açtığınızda o rahatsız olur ve sıcak- soğuk su farklılıklarını anlar. Çocuklarda ilk önceleri sıcak-soğuk duyguları gelişmediği için, dışarıdaki ve içerideki giysiler arasında fark yoktur. Bu farklılıklar zamanla oluşur ve nerede nasıl giyineceğini zamanla öğrenir. Oyun, bu gibi farklılıkları deneyerek öğrenmenin en iyi yoludur. Ancak her türlü oyunda, onun verebileceği hasarlara karşı fiziksel önlemini almamız şarttır. Mesela çocuklar, hafif yüksek yerlerde yürümeyi severler, bunlara fırsat vereceksiniz ama düşme ihtimalini de önceden hesaba katacak ve bunu önleyeceksiniz. İp atlarken ipe takılıp yere düşeceği anı bilecek ve tutacaksınız.

İkinci önemli nokta da; oyunda başardıklarını takdir edip, alkışlamalıyız. Çizgi oyununda dengeli yürümeyi başardığında takdir etmeliyiz. Yapamadığında olumlu davranacağız. Belki oyuna başlamadan önce biraz öğreteceğiz ve daha sonra oyuna başlayarak başarmasına yardımcı olacağız.

Çocuklar konuşmayı da taklit ederek mi öğrenirler?

Çocuklar 4-5 aya kadar anlamsız sesler çıkarırlar ve 4-5 ay sonrasında da taklit edebilecekleri sesler çıkarmaya başlarlar. İki heceli kelimeler 10. aydan itibaren başlar. Seslenmeleri anlar, seslendiğinizde bakarlar. Bu sese reaksiyonlarının başladığı anlamını taşır. Konuşma çocuk gelişiminde önemlidir. Konuşma koordine hareketlerden biridir. İfade edebilme becerisi ile kelimeleri akılda tutarak ifade edebilme kabiliyetinin başarılı şekilde koordinasyonu konuşmayı sağlar. Nitekim günlük hayatta kişilere konuşmalarına, tonlama, vurgulamalarına göre değer veririz.

Çocukların bağırmalarının ya da öfkeli konuşmalarının sebepleri nelerdir?

Öfkenin fiziksel değil de dile dökme tarzında ifadesi önemlidir. Dile dökme sanatı olarak adlandırılan ifade şekli öfkeyi; kendisine ve karşısındakine zarar vermeden anlatabilmeyi öğretir. Çevrede ve ailede az konuşuluyor ise, çocuklar konuşmada güçlük çekerler. Anne yoksa ya da anne onunla az konuşuyorsa bu konuşma bozukluğunun nedenlerinden biri olabilir. Çocuklar bu durumda isteklerini daha ilkel bir şekilde öfke ile bağırmak ve tepinmek şeklinde ifade ederler. Bu ben de varım, benimle de ilgilenin anlamı taşır. Mesela çocuklar okula gitmek istemediğinde biz bunu  'Okula gitmek istemiyor.' olarak algılarız. Çoğunlukla bunun altındaki gerçek sebep evdedir. Anne çocuğuna çok düşkündür ya da baba çok ilgisizdir. Bazen de ikisi de aşırı düşkündür ve her ikisinde de gönderip göndermeme korkusu vardır.

Hocam çocukların güzel konuşmazı için neler yapmalıyız?

Çocuğa iyi örnek olmak, yanında güzel konuşmak onun konuşma yeteneğinin gelişmesini sağlar. Eğer konuşma özelliği üzerinde durulmazsa 3 ile 5 yaşları arasında özellikle erkek çocuklarda kekemelik ortaya çıkmaktadır. Bazen konuşmaya başlayıp kekeme olan çocuklarda vardır Bu tür kekemeliğin ve bazı tiklerin gelişme nedeni korkudur. Bunun üzerinde çok durmamak lazım, kekemelik; nedenini ortadan kaldırdığımızda bir süre sonra düzelmektedir. Onlara bir şey yaptırmak için kaybetme dayatması yapmayın. 'Bunu yapmadığın zaman beni kaybedersin' gibi sözlerle korkutmamak gerekir. Kekeme çocuklarda 'Bizim çocuğumuz kekeme yerine', 'Bizim çocuğumuz dikkatli konuşmaya özen gösterir' demek daha doğrudur. Bu çocukları ısrarla, sabırla dinlemek gerekir. 'Ben anladım, sen şunu demek istiyorsun' dememek lazımdır.

Bazı aileler çocuklarını korkutarak öğretme yolunu tercih ediyorlar. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

Çocuk yetiştirme kültürümüz ne yazık ki korkuya dayalıdır. Korku üzerine konuşma sohbetleri sıkça yapılır. 7 aylıktan itibaren çocuğun odasının ayrılmasını önermekteyiz. Bu tür konuşmalardan sonra çocuğun ayrı odada uyuması beklemek hayli zordur. Korku konusunda alabildiğine geniş bir kültüre sahibiz. Karanlık odaya kapatma, acı biber sürmek gibi ek korkutmalarımız da vardır. Korkutarak öğretme, çocuk için hiçbir zaman bir eğitim metodu olamaz.

Hocam son olarak çocuklarda sıkça görülen hırçınlık durumundan söz edebilir miyiz?

Çocuklardaki problemlerden biri hırçınlık ve kıskançlıktır. Bunlar aileleri sıkıntıya sokmaktadır. Genellikle inat ve hırçınlık; dediklerinin istediklerinin yapılmaması ile başlar. Ayrıca, hastalık, uykusuzluk gibi organik nedenleri de vardır. Nedeni araştırılmalı, organik nedenlerden mi kaynaklandığı yoksa davranış bozukluğu mu olduğu kesinleştirilmelidir. Çocukların bir takım kozları vardır. Hırçınlıkla, bağırmayla kendine karşı ilginin arttığını keşfettirmemek lazımdır. Bazen çocuklar ellerindeki her şeyi atarlar, bu da aileyi etkiler. Bu durumda onlara asla öğüt vermemek, mümkün olduğunca sakinleştirme metodları uygulamak gerekir. Ama ilk önce kendimiz sakinleşmeliyiz. Sinirlendiğimizde, çocukta bu tür bir sinirlenmeyi öğrenmiş olmaktadır. Çocuk, "Anneee, Buraya gel!!.." diye bağırdığında siz de ona "Anne böyle bağırarak çağırılmaz" diye daha fazla bağırarak karşılık veriyorsanız, bu yöntem işe yaramaz. Yanına giderek beni daha sakin çağırdığında yanına gelirim demek, buna inandırmak daha önemlidir. Çocuklar bunu bir huy haline getirirlerse bunun ilacı yoktur. Sevgi ve ilgimize inanmalıdır, inatçı olmayan, hırçın olmayan çocuk da çok sağlıklı kabul edilemez. Bunun dozunu ayarlamak, alternatifler üretmek lazımdır. Hırçınlaştığında onun önüne sevdiği şeyleri getirmeliyiz. Bunu yaparken sürekli çikolata vermek doğru değil, hırçınlığı bunu istemek için araç olarak kullanabilirler. Uykusuzluk durumunda hırçınlık oldukça fazla karşılaşılır. Hırçınlığın ilacı uyku, açık hava, çok sevdiği oyunlardır. Her insanın huzursuzluğunu, hırçınlığını atma yolu farklıdır.

Fatma Betül YILMAZ


Kentim
YAZI - YORUM
Denizi olmayan kent-1
Fatih Poyraz
Adam nerede adamdır?
Senai Demirci
Diğer Yazılar için
>>
F.Teymur Artır
Diğer Yazılar için
>>
Oğuz Saygın
Eğitim en güzel yatırımdır
Büşra Bulu
Kltr Sanat Takvimi
Kartal'n orta yeri sanat!