Açılışından günümüze okulun içinde hâlâ evimin koltukları vardır, Burak’ın köşesindekiler de, Burak’ın yaşadığı koltuklardır. Yani, her şeyimi feda edercesine okulla bütünleştim ben. Onun için, herkesin yaptığı okula benzemez bizim okulumuz. Varlıkla yapılmadı çünkü; çalışarak, azimle ve sevgiyle yapıldı. O okulun her taşında benim emeğim, gözyaşım var. Onun için Burak Bora Anadolu Lisesi farklıdır.
Kartal’ın ve özellikle yakından takip ettiğim için Soğanlık’ın son dönemlerdeki çalışmalarla çok geliştiğine bizzat şahit oluyorum. Kartal Belediye Başkanı Arif Dağlar’ın çalışmalarını görüyorum ve hakikaten hoşuma gidiyor, takdir ve iftihar ediyorum. Böyle devam edeceğine de yürekten inanıyorum. Çünkü bu kadar halka dönük bir hizmete ilk defa şahit oluyoruz.
Her şey elim bir tren kazasıyla başlar 1986 yılında. Normal akışında seyir eden hayat, bir anda ters düz olur. Onun hayata bakışı da, yaşama amacı da bu kaza sonucu gerçekleşen acı vefatla bir anda değişir. Her şey oğlu içindir artık. Onun içindir üretmesinin sebebi… Onun içindir çalışmasının ama hiç yorulmamasının sebebi… Onun içindir Hz. Mevlana’nın Türbesi’ne kadar uzanan yolculuk… ve yine oğlu içindir yaşamasının sebebi. Ardı arkası kesilmez vefatların. Üç senede üç vefat geçer hayatının tam ortasından. Oğlu, babası derken eşini kaybeder. Annesiyle kalır bir sene öncesine kadar ve bir sene önce, onu da kaybeder. Artık, yalnızdır Ülkü Bora. Yalnızdır ama inanılmaz da bir öyküye sahiptir. Azimle, hiç yılmadan, birbirinden önemli ve anlamlı işlere imza atar. Kartal’a bir Anadolu lisesi kazandırır oğlunun adını taşıyan, Burak Bora Anadolu Lisesi. Katkılarından ve eksilmez desteklerinden ötürü eşinin ve kendisinin ismi iki okula verilir, bu okullar da Kartal’dadır; Ülkü Bora ve Gürbüz Bora İlköğretim Okulları. Yaptıkları bunlarla da sınırlı değildir. Kendi ifadesiyle, Kartal’ın ondaki anlamı çok büyüktür. Hem oğlunun kabri, hem oğlunun adını taşıyan okulu, hem bir zamanlar inanılmaz işler başardığı Ülkü Seramik Fabrikası, hem kendisinin hem de eşinin ismini taşıyan okullar Kartal’dadır. Üstelik İstanbul’a geldiklerinde oturdukları ilk yer de Kartal’dır.
Sanem ATAMAN
Hayat hikayesini ve Kartalla olan bağını biraz olsun anlatmaya çalışacağımız Ülkü Bora, İzmit’te dünyaya gelir ancak pek de İzmitli sayılmaz. Daha altı aylıkken Ankara’ya taşınır ailesiyle birlikte. Orada da uzun süre kalmazlar. Bora’nın babası Ziraat Bankası’nda baş veznedardır ve dolayısıyla tayinler, keskin çizgiler çizmiştir hayatlarına. Ülkü Bora ilkokul dördüncü sınıftayken yine bir tayin söz konusu olur ve İstanbul yolcuğu tam bu noktada başlar. İlkokulu İstanbul’da tamamlayan Ülkü Bora, liseyi Kandilli Kız Lisesi’nde okur. Eski adıyla Tatbik-i Güzel Sanatlar şimdiki adıyla Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin seramik bölümünden mezun olur ve hemen çalışmaya başlar. Kısa bir süre sonra da evlilik kararı alır. Eşi, Gürbüz Bora’dır. Devlet Tiyatrosu Sanatçılarından Gürbüz Bora ile evlenen Ülkü Hanım’a eşinin mesleğinden ötürü yine Ankara yolu gözükmüştür. Ankara’ya taşınan Bora çifti üç sene kadar Ankara’da oturur ve biricik oğulları Burak da bu dönemde dünyaya gelir, 25 Aralık 1969’da. Oğlunun katılmasıyla birlikte hayat artık daha bir renklidir Ülkü Hanım için, tıpkı seramiklerinde olduğu gibi. Açtığı küçük atölyesinde çalışmalarına devam eder ancak büyük işlere de imza atar, Ankara’nın birçok yapıtında eserleri vardır Ülkü Hanım’ın; Karayolları Genel Müdürlüğü’nde, Soysal İş Hanı’nda, Reşat Faik Restoran’da, PTT Eğitim Binası’nda, Uzay Sineması’nda, Arı Stüdyosu’nda ve daha birçok yerde… Bir süre sonra Bora çifti İstanbul’a gelmeye niyetlenir. Eşi Gürbüz Bey emekli olacaktır ve Ülkü Hanım’ın da işlerini büyütmesi gerekmektedir, üstelik bir ortaklık durumu söz konusudur. İyi de emekli olunca genellikle İstanbul’dan kaçılmaz mı? Hayır, Ülkü Hanım’ın eşi tam tersine, İstanbul’a gitmek için emekli olmuştur. Çünkü Gürbüz Bey İstanbullu hatta Bostancılıdır. Bu nedenden ötürü de İstanbul’u çok sevmektedir. Bora çiftinin bu kararıyla Ülkü Hanım’ın hayatındaki İstanbul yolculuğu ikinci kez başlamaktadır ancak bu yolculuk, kimsenin beklemediği acıları da getirecektir. İstanbul’a taşınan Ülkü ve Gürbüz Bora çifti iki yaşındaki biricik oğulları Burak ile Kartal’a yerleşir. Ve yaklaşık 12 yıllık Kartal serüveni böyle başlar. İsterseniz hikayenin devamını Ülkü Hanım’dan dinleyelim…
| |
|
“Burak İstanbul’a geldiğimizde iki yaşındaydı. Buraya gelince ilk olarak Kartal’a yerleştik, evimiz sahildeki Hükümet Konağı’nın oradaydı. Burak’ın eğitim hayatı da Kartal’da başladı, anaokulunu ve ilkokulu evimize çok yakın olan Kartal Eczacıbaşı İlköğretim Okulu’nda okudu. Burak eğitimini sürdürürken biz de atölye kuracağımız bir yer bulduk Soğanlık’ta. Şimdi Real Alışveriş Merkezi’nin olduğu yerdeydi arsamız. Ortağımla oraya bir bina kurduk seramik imalatı üzerine ancak ortağım daha sonra ayrıldı. O ayrıldıktan sonra tek başıma seramik işine devam ettim. Eşim emekli olmuştu, annem ve babam da İstanbul’daydı. Tuttuğumuz bina, sıfırdan başlayarak; önce işyeri, sonra atölye sonra da fabrika halini aldı, artık yanımda 50-60 kişi çalışıyordu. Her şey yolunda gidiyordu, Burak ilkokulu tamamladıktan sonra sınavlara girdi ve Saint Joseph Lisesi’ni kazandı. Sonra biz Bostancı’ya taşındık. O süreçte Bostancı’ya taşınmanızın sebebi tam olarak neydi? Burak Kadıköy’de bir okulu kazanmıştı, sizin de işyeriniz Kartal’daydı, yaklaşık 12 sene Kartal’da oturmuştunuz, eviniz, komşularınız, işiniz,..? Zor bir karardı ancak eşim Bostancılı olduğu için orayı çok severdi, Burak’ın okulu da daha yakın olacaktı. Yoksa evimiz tam denizin önündeydi, manzarası çok güzeldi. Evimizi de komşularımızı da çok severdim. İş yerim de Kartal’daydı ve Bostancı’dan gidip gelmek zor olacaktı, ama taşınmak durumunda kaldık.”
Sonraki sürece gelmek istiyorum. Size tekrar o acı olayı hatırlatmak istemem ancak hayatınızı, Burak’tan önce ve Burak’tan sonra şeklinde ayıran bir acı bu. Kaza nasıl oldu ve sonrasında okul yapma kararı nasıl alındı?
Burak Saint Joseph’e gitmeye başladı. Bende işimle ilgileniyordum, çok yoğun çalışıyordum o dönemde. Annem babam yanımdaydı, Burak’la ilgileniyorlardı, hep bizle beraberlerdi. Mutlu bir aile yaşantımız vardı. Burak orta okulu bitirdi, lise bire gidiyordu. Bir gün beraber müzik dinlemek için eve arkadaşlarını çağırdı, ben de o gün bir akrabama gitmiştim, sonra eşim de oraya geldi yemeğe. Burakcığım da evde yalnızdı, arkadaşlarıyla müzik dinliyordu. Saat 23:30 gibi eve döndük ancak Burak evde yoktu; alt komşumuzun oğlu ve okuldan bir arkadaşıyla, bir süre müzik dinledikten sonra Göztepe’de oturan arkadaşını geçirmeye gitmiş istasyona. O zaman ki evimiz Bostancı sahilde, Adalar vapur iskelesinin karşısındaydı, Bostancı tren istasyonu da hemen arkamızda. İstasyonda vedalaştıktan sonra, Burak son bir kez arkadaşını öpmek için trene binmiş, o sırada tren hareket edince geri dönmek üzere atlamış ve ayağı kayıp, düşmüş. Ve bir tanecik oğlum böyle gittiiii. Çok büyük bir acı, tekrar başınız sağ olsun. Ondan sonra dünyam karardı zaten. Her şey bitti. Dedim ki, her şeyimi satacağım, savacağım, çalışmayacağım, hiçbir şey yapmayacağım…, böyle bir süreç geçirdim. Sonra düşündüm… Niye çalışıyoruz biz insanlar? Evlatlarımıza rahat bir gelecek sağlamak için. Yine çalışacaksam Burak için çalışmalıyım dedim. O sırada eşim, akrabalarım, dostlarım ne yapalım diye düşünürken, yine Burak için çalışalım, bir okul yapalım dedik. İyi, yapalım dedik ama, bizim paramız yok ki okul yaptırmaya. Paramız yoktu ama yapalım dedik. Önce ilkokul sonra ortaokul derken eşim Gürbüz dedi ki; ‘Yok Ülkü. Hepimiz hangi okulu bitirdin diye sorduklarında liseyi söyleriz. Gel lise yaptıralım biz.’ Lise yapmaya karar verince, o zamanki Kartal İlçe Milli Eğitim Müdürü İsmail Varol Bey’e bahsettik durumu. ‘Tamam, okulu nerede yapmak istiyorsunuz?’ dedi. ‘Kartal’da’ dedik. Burak, Bostancı’da hayatını kaybetti. Üstelik Saint Joseph’te okuyordu ve bu okulda Kadıköy’de. Siz de Bostancı’da oturuyordunuz. Neden bu okulu Kartal’da yaptırmak istediniz? Çünkü Soğanlık’ta çalıştım ben. İş yerim Soğanlık’ta olduğu için, oranın insanıyla, oranın kızlarıyla çalıştım hep. Ben 1972’de o arsayı aldım. Burak’ı 1986 yılında kaybettim. Demek ki 14 sene orada, o insanlarla çalıştım ben. Oradaki insanlarla iç içeydim ve Soğanlık halkı çalıştı benimle, onlar hizmet etti bana. Ben de onlara hizmet etmeliyim dedim ve okulu Kartal’da yapmaya karar verdim hem de Soğanlık’ta, yıllarca beraber çalıştığım insanların oturduğu yerde. Çünkü Burak’ı da Soğanlık kabristanına defnetmiştik. Fabrikaya yakın olsun her gün gidebilelim diye.
| |
|
Okulun yapım sürecinde hem babanızı kaybetmişsiniz hem de eşinizin rahatsızlığı çıkmış. Eşiniz tedavi için yurtdışındayken siz okul için çalışmaya devam etmişsiniz. Zor olmadı mı bütün bunları göğüslemek bir kadın olarak?
Elbette zordu. Burak’ın vefatından dört ay sonra eşime kanser teşhisi kondu. Ben de o arada Burak’ın kabristanı için seramikten çiçekler yapıyordum. Yani elim çamurlu, çalışırken Gürbüz’ün ameliyatı çıktı. Daha sonra eşim dördüncü ayında ameliyat oldu, kolon kanserinden. O arada okul yapma niyetimiz devam ediyordu. Ancak okul yapacak yeterli paramız yoktu. Bunun üzerine fabrikaya bir fırın daha ilave ettim; üretimi artıralım, para kazanalım ki, okulu yaptırabilelim diye. İşçi sayısını da artırdık. Gürbüzcük Londra’daydı, kemoterapi tedavisi oluyordu o sırada. Daha sonra 25 Aralık’ta okulun temelini atmaya karar verdim. Yani bu demek oluyor ki; Burak’ı Şubat 1986’da kaybettim, 11 ay sonra 25 Aralık’ta, Burak’ın yaş günü diye, yaş günü hediyesi olsun diye temelini atalım dedim. Bu kararı verdiğimde arkadaşlarım, çevrem çok şaşırdı, nasıl yapacaksın? diye. Gürbüz hastaydı ve yurt dışındaydı, tek başınaydım ve çok büyük bir şeye karar veriyordum, en önemlisi de bunu çalışarak yapacaktım. Yani birikiminiz falan yoktu… Hayır, hiçbir şeyim yok. Allah bana öyle bir cesaret, öyle bir güç verdi ki o zaman, dağları delebilirim. Oğlum için yapıyorum ya gözüm hiçbir şeyi görmüyor. Gerekirse her şeyimi satacağım ama o okulu yapacağım. Ve neticede Gürbüz Londra’dan döndü, temel atmayı yaptık 25 Aralık’ta, yağmurlu ve soğuk bir günde. O zamanlar İstanbul Valisi olan Nevzat Ayaz tarafından atıldı temel. Çok da güzel bir temel atma töreni yapıldı. Temel atıldı, inşaat devam etti, tabi o süreçte ben çok çalıştım. Bir taraftan fabrika, bir taraftan da inşaat deli gibi çalışmaya devam ediyordum ama Gürbüz’ün de hastalığı devam ediyordu. Kolondan ameliyat olduktan sonra kemoterapi gördü ancak üç ay sonra karaciğere attı. Karaciğere atınca o süreç yeniden başladı. Bu arada annem babam evleri olduğu halde, bizi yalnız bırakmamak için, destek olmak için bizimle oturuyorlardı. Babamı da, Burak’ın vefatından 1 sene 8 ay sonra, kalpten kaybettim. Tam o sıralarda ben de Burak için bir sergi açma hazırlığındaydım. Burak’tan sonra, yalnız kalma ihtiyacını hissettiğim dönemde, atölyede çalışırken semazenler, gönül ağaçları ürettim ve onları Hz. Mevlana’nın Türbesi’nin içinde, Burak için sergiledim. O zamana kadar orada sergi de açılmamıştı, ilk defa ben sergi açtım sene 1987’de… Yoğun çalışmalarım babamın vefatından ve o sergiyi açtıktan sonra da devam etti. Fabrikada da okul için çok çalıştık. Onların yanı sıra evdeki, Burak’ın koltuklarını, masasını okula götürdüm hep. Eşim de okula büyük gönül verdi. ‘Ülkü okulumuz çok güzel oldu, şöyle oldu böyle oldu.’ diye. ‘Okulun kapısı kale gibi olsun Ülkü.’ derdi, çünkü Burak kaleleri çok severdi. Gürbüz hep hayal ediyordu. Ama ne yazık ki açılışı göremedi. Okulun bitimine 9 ay kala vefat etti. Okul Eylül’de açıldı, Gürbüz Ocak’ta vefat etmişti, göremedi. Açılışta o zamanların Cumhurbaşkanı Kenan Evren ve Bakan Avni Akyol vardı. Açılışından günümüze okulun içinde hâlâ evimin koltukları vardır, Burak’ın köşesindekiler de, Burak’ın yaşadığı koltuklardır. Yani, her şeyimi feda edercesine okulla bütünleştim ben. Onun için, herkesin yaptığı okula benzemez bizim okulumuz. Varlıkla yapılmadı çünkü; çalışarak, azimle ve sevgiyle yapıldı. O okulun her taşında benim emeğim, gözyaşım var. Onun için Burak Bora hiçbir okula benzemez. Hz. Mevlânâ’nın bir sözü var, diyor ki; “Herkes kahrı lütuftan ayırd eder, anlar. İster bilgi sahibi olsun, ister cahil… Fakat her kahır içinde gizli olan lütfu, yahut lütuf içinde gizlenmiş bulunan kahrı az kişi anlar.” İşte benim biricik oğlum, Burakcığımı kaybetmekten duyduğum kahrın içinde bu, bana verilen büyük bir lütuf. Yani Allah bana bir kahır verdi ama bunun karşılığında çok büyük bir lütuf da verdi, bu okulu yapmayı nasip etti.
Biraz da Ülkü ve Gürbüz Bora İlköğretim Okullarının hikayesinden bahsedelim. O okullara neden eşinizin ve sizin isimleriniz verildi? Böyle bir talebiniz mi oldu?
Hayır olmadı. Ülkü Bora İlköğretim Okulu’nun arsasında o zamanlar Soğanlık İlkokulu vardı ve okul, üç tane birbirinden bağımsız, derme çatma binalardan oluşuyordu. Eşim vefat etmeden birlikte görmüştük o okulu ve demiştik ki; “Ah keşke burası da bizim okulumuz olsa.” Heves ettik yani. İlgili yerlere bildirdik isteğimizi dediler ki; ‘Tamam, burayı yıkın, Burak Bora’yı buraya yapın ama eğitimin aksamaması için 9 ayda bitirmeniz lazım.’ Ama bizim paramız yok ki 9 ayda bitirelim, kazanacağız da yapacağız. O nedenle orası olmadı. Ama orada gönlümüz kaldı. Gürbüz’ün vefatından sonra o okulla ilgilendiğimi bildikleri için benim ismimi verdiler. Sonra ben okula gittim, okul için neler yapabilirim diye. Okul kötü durumda, baştan sona yenilenmesi lazım ama benim bunu yapacak gücüm yok. Böyle olunca bir takım eksiklerini tamamlamakla yetindim. Sonra dayanamadım ve şimdiki Meclis Başkanı Köksal Toptan’a, o zaman milli eğitim müdürüydü, telefon ettim ve durumu anlattım. O da olumlu yanıt verdi. Bu arada, Allah rahmet eylesin, o zamanlar Kartal Milletvekili olan Adnan Kahveci Bey’in de desteklerini unutmamam lazım. Kendisine de bahsetmiştim bu okuldan. O da sağ olsun bu arzumu Köksal Bey’e kadar ulaştırmış. Velhasıl, devletin çalışmalarıyla ve benim ufak tefek desteklerimle Ülkü Bora İlköğretim Okulu yapıldı. Ondan sonra eşimin adına bir okul olmaması beni derinden etkiledi. Çünkü benim eşim de okul yapımına çok gönül verdi. Onun ismi de bir okula verilmeliydi. Ve Allah nasip etti, Gürbüz Bora İlköğretim Okulu da devletin teşvikiyle ama benim de katkılarımla Cevizli’de, Cevizli İlköğretim’in bahçesinde yapıldı.
Tüm bu anlattıklarınızı düşündüğünüzde Kartal size ne hissettiriyor?
Kartal; ilk yerleştiğimiz, Burak’ın eğitim hayatına ilk başladığı ve kabrinin bulunduğu yer. Burak’ın adını taşıyan okulumuzu, benim ve eşimin adını taşıyan okulları barındıran bir ilçe. Tüm bu nedenlerden ötürü de Kartal benim için çok özel bir yer. Ayrıca ben Kartal’ı çok seviyorum. Fabrika, okul, okul bünyesinde yaptığımız etkinlikler, aşevi çalışmalarımız… yaklaşık 12 sene Kartal’da, daha sonra Kartal-Bostancı hattı arasında mekik dokuyarak, senelerce o halkla iç içe yaşadım ben, Kartal halkıyla. Şimdi gidin, Soğanlık’ta sorun beni, tanırlar. Neden? Halkla iç içeydim çünkü. Senelerce onlarla çalıştım, insanlarını seviyorum, onlarla birlikte olmaktan mutluyum çünkü. Yani Kartal halkına da, Soğanlık halkına da hizmet ettim ben. Çalışmayı nasıl bıraktınız, fabrikanızı ne zaman kapattınız? Fabrikayı 1992’de kapattım. 92 senesinde ‘Tamam artık çalışmayacağım’ dedim. Okul 1989-90’da eğitime başladı, Gürbüz’ü de kaybetmiştim, 92’de şalteri indirdim. Daha sonra okuldaki aktif çalışmalarıma da son verdim. Şimdilerde ise; Hz. Mevlana’ya olan gönül bağımdan dolayı O’na dair bir şeyler imal ediyorum bir atölyede.
Röportajımızın sonunda Ülkü Hanım Kartal’daki eğitim faaliyetlerine ve yatırımlara dikkat çekerek önemli tespitler yapıyor. Tabi bu arada, gençlere bazı tavsiyelerde bulunmayı da unutmuyor…
Eğitim alanındaki faaliyetleri düşündüğüm zaman Kartal’ı çok şanslı buluyorum. Yapılan çalışmaları da yakından takip ediyorum. Belediye Başkanı Arif Dağlar’ın okullarla yakından ilgilendiğini de biliyorum. Aslında bu anlamda benim de kendisinden bir isteğim olacak: Eğitim aşığı biri olarak Gürbüz Bora İlköğretim Okulu’na bir kapalı spor salonu yapılmasını çok arzu ediyorum. Tek başıma bunu sırtlamam çok zor. Şimdi en büyük hevesim, isteğim, hayalim bu. Elime geçen ilk imkanda Ülkü Bora ve Gürbüz Bora İlköğretim Okullarına spor salonu yaptırmak istiyorum. Bunun yanı sıra Kartal’ın ve özellikle yakından takip ettiğim için Soğanlık’ın son dönemlerdeki çalışmalarla çok geliştiğine bizzat şahit oluyorum. Bazı sokaklar ve caddeler taşlarla döşendi mesela…, Prestij caddeleri mi? Evet, çok güzel oldu. Kartal Belediye Başkanı Arif Dağlar’ın çok çalıştığını görüyorum ve hakikaten hoşuma gidiyor, takdir ve iftihar ediyorum. Böyle devam edeceğine de yürekten inanıyorum. Çünkü bu kadar halka dönük bir hizmete ilk defa şahit oluyoruz. Bu anlamda Kartallı gençlerin de çok şanslı bireyler olduğunu düşünüyorum. Bunlar herkes için olduğu gibi benim için de çok güzel ve iftihar edilecek konular. Çünkü bana göre en büyük ibadet insana hizmettir. Onun için ben de ibadetimi çalışarak ve hizmet ederek yapmak istiyorum. Gençlere de tavsiyem bu; çok çalışsınlar, yaptıkları işi severek yapsınlar ve başarmayı kendilerine hedef seçsinler.
|