YIL: 3 SAYI: 28 / Kasım 2007                           

DUYURULAR

y
y  

"KARTAL SPOR SÜPER LİGİ HAK EDİYOR..."



 

-Abi futbola ne zaman başladın, nerelerde oynadın kısaca anlatır mısın?

“1962 Rize doğumluyum, iki erkek kardeşim daha var, küçük yaştan itibaren üç kardeş futbola başladık. Kardeşlerim de profesyonel futbolcu oldular, hep beraber Rizespor’un altyapısında futbola başladık. Ben 1983-84 sezonunda Trabzonspor’a transfer oldum, 4 sene Trabzon’da oynadıktan sonra 1988 senesinde Mesut Yılmaz’ın da ricası ve araya girmesiyle memleketim olan Rizespor’a transfer oldum. Daha sonra 1988-89 sezonunun 5. haftasında Fenerbahçe’ye geldim. Sonrası malum, olaylı bir Galatasaray transferi ve ardından Bakırköyspor sonra da Karabükspor’da oynayarak, 35 yaşında futbolu bıraktım.”

-Kariyerinde sadece Fenerbahçe ve Galatasaray değil, bir de Trabzonspor varmış.

“Fazla kimse bilmez ama ben 26 yaşına kadar Trabzonspor’da oynadım hem de hepsinden fazla, tam 4 sene. Milli takıma da o dönemde yükseldim.”

-Olaylı transfer dedin. Bir de bunun filmlik bir kaçırma hikayesi var Fenerbahçe’den Galatasaray’a, bunu anlatır mısın?

“1988-89 sezonunda 103 golle rekor kırarak Fenerbahçe’de şampiyonluk yaşadım. Sezon bitmişti ancak Beşiktaş ile Türkiye Kupası final maçımız vardı. Ben Fenerbahçe’de kiralık oynuyordum, bonservisim ise Rizespor’daydı. Fenerbahçe’de kalmak istiyordum ama Galatasaray’dan da çok yoğun ve ısrarlı, üstelik çok da cazip bir teklif vardı. Ağabeyimle, o zaman Fenerbahçe futbol şube sorumlusu olan Metin Aşık’ın Kızıltoprak’taki ofisine gittik, ben kalmak istediğimi karşılığında da 650 milyon lira talep ettiğimi söyledim. Galatasaray ise 1 milyar 500 milyon lira, artı düğün masraflarımı ödeyecekti. Metin Aşık ile defalarca görüştük ancak 550 milyondan fazla bir kuruş veremeyeceklerini söyledi, o günde aynı şeyi söyleyince dışarı çıktım. Ergun Gürsoy aradı ve gazetecileri atlatıp Küçükyalı’da buluşalım dedi. O zaman Küçükyalı yolu üzerinde tünel vardı, arabayla tünelin içine girdim, ağabeyim de yanımdaydı. Birkaç dakika sonra bir araba geldi, Ergun Ağabey ile Yurdaşen Karahasan vardı “Hemen atla arabaya, ağabeyin gelmesin” dediler, bindim, arabayı Yurdaşen Ağabey kullanıyordu ‘Nereye gidiyoruz?’ dedim, ‘Seni kaçırıyoruz.’ dediler.

-Güpe gündüz kaçırıldın yani.

“Kaçırma derken kendi isteğimle ama gazetecilerden ve Fenerbahçeli yöneticilerden kaçıyorduk çünkü Fenerli yöneticilerin de beni kaçırma planları vardı, hatta Ergun Ağabey, “Arkadan gelen falan var mı?” deyip sık sık etrafı kolaçan ediyordu çünkü, “Seni elimizden kaçırırsak, prestijimiz sarsılır.” diyorlardı. Neyse İzmit üzerinden Bursa’ya geldik akşam olmuştu. Saat 23.00 gibi, Bursa’da o dönem Galatasaray’da yöneticilik yapan Özhan Canaydın’ın tekstil fabrikasına geldik, fabrikada gizlendik, 3-4 saat orada kaldıktan sonra Ergun Ağabey, Yurdaşen Karahasan ve ben araç değiştirerek tekrar İzmir yolu üzerinden yola çıktık.”

-Gece uzun sen hala kaçırılıyorsun.

“Hayatımın en uzun gecesiydi diyebilirim. Orada olduğumu ailemden ya da yakınlarımdan bilen tek kişi yoktu, sabah Fethiye’ye geldik orada Galatasaraylı yöneticilerin villalarının da olduğu Letonya Tatil Köyü’ne gittik. Ben tatil köyünde 4 gün gizlendim ve imzayı orada attım tabi. Fethiye’deki ilk günün ardından gazeteler beni arıyordu, “Hasan kayıp, Galatasaray kaçırdı.” diye haberler çıkıyordu. Transfer bittikten sonra İstanbul’a döndük ortalık yatışmıştı sanıyordum ancak çok yanılmıştım.”

-Neler oldu sonra?

“Ne olmadı ki herkes bana vatan haini gözüyle bakıyordu, Fenerbahçe’nin kupa finalinde Beşiktaş ile oynadığı maçta da yoktum ve Fener yenilmişti, ortalık çok karışıktı. Evim Kozyatağı’ndaydı, Fenerbahçeli taraftarlar defalarca yolumu kesti, transferden birkaç hafta sonra Galatasaray Kuruçeşme adasında düğünüm oldu. Tabi Fenerbahçe’den hiçbir takım arkadaşım tepkiler nedeni ile düğüne gelemediler ancak telefon edip, çiçek gönderdiler.”

-Düğünde de mevzu olmuştu değil mi?

“Adanın etrafına birkaç tekne yanaştı, bir grup Fenerbahçeli taraftar teknelerle Galatasaray adasının çevresinde dönüp gece boyu benim aleyhimde tezahürat yaptı.”

 
Maltepespor Teknik Direktörü Hasan Vezir.

-Ligler başladıktan sonra neler oldu?

“Fenerbahçe’nin her maçında rakip kim olursa olsun Fener gol atınca tribünler hakkımda olumsuz tezahüratlar yapıyorlardı, tabi yol kesmeler de devam ediyordu. Ama en önemli olay Fenerbahçe ile oynadığımız lig maçında yaşandı. Ali Sami Yen Stadı’nın yarısı lehime yarısı da aleyhime bağırıyordu. Maç 0-0 bitecekken, 90. dakikada kornerden gelen topu gol yaptım ve benim golümle Fenerbahçe’yi yendik. İşte o akşam Kozyatağı’ndaki evim basıldı, ben eşimle yemeğe gitmiştim. Bir grup Fenerbahçeli taraftar apartmanın önüne gelip kapıcıya beni sormuş, kapıcı evde yok deyince adamlar benim yerime kapıcıyı önce dövmüşler sonra da karnından bıçaklamışlar. Çok üzülmüştüm, olayı duyunca karakola gittim ifade verdim sonra hastaneye gidip bizim kapıcıyı ziyaret ettim, Allah’tan adamcağız iyileşti. Tabi bunları yapanlar 5-10 kişilik gruplar, bunu tüm Fenerbahçe taraftarına mal etmiyorum. Onlar da beni çok sevdiklerinden böyle yaptılar, bunu da biliyorum ama o büyük sevgi çok büyük nefrete döndü. Maçlarda ‘Hasana selam veren Fenerli değildir’ diye bağırıyorlardı.”

-Değdi mi Fenerbahçe’den Galatasaray’a gittiğine?

“2 sene kaldım önce Sigi Held ardından Mustafa Denizli ile çalıştım. Denizli beni istemedi, gönderdi. Aslında iyi takımdık ama başarılı olamadık. O dönem Beşiktaş 3 sene üst üste şampiyon oldu.”

-Sen Fenerbahçe’ye transfer olduğun sezonun başında Rizespor’daydın ve o sırada Fenerbahçe’ye karşı da oynamıştın değil mi?

“Dediğim gibi ben Fenerbahçe’ye 1988-89 sezonunun 5. haftasında geldim ve 3. ya da 4. hafta Fenerbahçe ile Rize’de oynamıştık. Aykut Kocaman 4 gol atmıştı ve bizi 5-0 yenmişlerdi.”

-Milli takımda da oynadın, Milli maçlarından bahseder misin?

“Benim en önemli Milli maçım Sovyetler Birliği ile oynadığımız İtalya 90 Dünya Kupası grup eleme maçıydı, son maçtı ve yenersek Dünya Kupası’na gidecektik. O maçta bizim Hakan Tecimer ilk on bir de yer almıştı, hoca Tınaz Tırpan da ona Sovyetlerin ünlü oyuncusu Mihalichenko’yu tutma görevini vermişti ama Hakan adamı tanımadığı için tutamamıştı, ilk yarı bitene kadar sahada kimi görse ‘Hangisi bu Mihalichenko?’ diye soruyordu. Sonra devre arası oldu soyunma odasına girdik ben de oyuna girerim diye bekliyordum. Tınaz Hoca oynayanlara taktik veriyordu. Yanımda Gökhan Keskin ile Metin Tekin vardı, soyunma odasında masasını üstüne bisküvi, kurabiye falan koymuşlar ben de aldım yemeye başladım o ara Tınaz Hoca beni gördü, ‘Utanmıyor musun? Arkadaşların sahada nefes bile alamıyorken sen burada mideni dolduruyorsun.’ dedi, ben de ‘Hoca beni de oynat, ben de nefes alamayayım.’ dedim.”

-Sonra ne oldu peki?

“Girdim oyuna sonradan, ama yenildik ve finallere gidemedik.”

-İngilizlerle oynanan facia maçlarının hangisinde vardın?

“Çok şükür, iki kez 8-0 yenildiğimiz maçlarda yoktum ama 5-0’lık maça denk geldim. Bu arada Wembley’e ayak basan ilk Türk futbolcusu Abdülkerim değildir, ben de vardım orada.”

-Kim ayak bastı önce?

“Ben, yani Abdülkerimle ikimiz. Çünkü antrenman için Wembley’e gittik ve otobüs yanaşmadan önce ikimiz atladık sonra depar atarak koştuk. Wembley’e ayak basan ilk Türk futbolcusu biz olacağız diye büyük gurur duyuyorduk. Nitekim olduk da, Wembley’e giren ilk Türkler olarak tarihe geçtik.”

-İngiltere maçları ile ilgili çok anı duymuştum ama bu da yenisi oldu. Başka var mı?

“O günün kahramanı Lineker’di, 3 gol atıp maçın yıldızı olmuştu, bir de Hataley vardı, hani şu Abdülkerim’in korner atılırken ‘Nerede bu adam?’ diye sorduğu futbolcu. Bizimkiler Hataley’e Atilla diyordu, ben forvetteydim, fazla göremedim ama defanstakiler iyi makara yapmıştı o gün, Atilla geldi, Atilla attı, Atilla’yı tut, Atilla’yı gördün mü diye.”

-O dönem Milli maçlarında forvette oynamak şans mıydı yoksa şanssızlık mı?

“Tabi ki şanstı, bizim mantalite aman defansta duralım, kaleyi boş bırakmayalım, ileri çıkmayalım, az yiyelim felsefesi hakimdi. Başta kaleciler, Yaşar Ağabey ve defans oyuncularının canı çıkardı. Düşünsene İngilizlerle oynuyorsun, 90 dakika senin kalenin önünde geçiyor. Ben şanslıydım hatta bir İrlanda maçı vardı, ben maçın adamı seçilmiştim, hiç gol atamadım ama ileride tek başıma top kapayım diye yırtınıp durduğum için.”

-Futboldan yeterince para kazandın mı?

“Çok şükür, durumum iyi. Futboldan sonra ticarete atıldım ama beceremedim, şimdi Maltepespor’da antrenörlük yapıyorum, bir sıkıntım yok.”

-Senin için en unutulmaz maç hangisi?

“Galatasaray’ı 3-0’dan 4-3 yendiğimiz maç. Tanju da 3 tane attı ama güme gitti, ben de 3 attım, maçı 4-3 kazandık, hem de ilk yarıyı 3-0 mağlup bitirmiştik.”

- Devre arası gerçekten inanıyor muydunuz o maçı çevireceğinize?
“Evet gerçekten inanıyorduk. Veselinoviç bize devre arasında ‘İlk 5 dakika bir gol atarsanız, bu maçı alırız.’ demişti. Hepimiz emindik maçı alacağımıza, Galatasaraylı Prekazi ile Kovaçeviç dalga geçiyorlardı, topuk pasları, rövaşata denemeleri yapıyorlardı. Biz öyle bir takımdık ki hayatta hele hele Galatasaray’a karşı hezimete uğrayamazdık. Bu bilinçle çıkıp, ikinci yarıda 4 gol atıp, maçı kazandık.”

-Dönemin hemen hemen bütün yıldızları ile aynı takımlarda yan yana futbol oynadın. En eğlenceli arkadaşların kimlerdi?

“Fenerbahçe’deki arkadaşlık, takım ruhu bambaşkaydı, çok başarılı ve çok da eğlenceli bir takımdık. Mesela Rıdvan, hem çok iyi arkadaşımdı hem çok esprili biriydi, hala da öyle. Rıdvan ile yan yana gelince hep gülecek bir şeyler bulurduk hatta ikimizi cenazelere göndermezlerdi, cenaze namazının ortasında güleriz diye. O zamanlar Kadıköy’de Aden Otel’de kamp yapardık ve bütün takım bir odada toplanır, saatlerce gırgır şamata yapardık.”

-O takımın en komik adamı kimdi?

“Nezihi Ağabey, kulaklar çınlasın Deli Nezihi derlerdi ona. Kocaelispor’da oynarken bir gün sokakta yağmurdan sırılsıklam olmuş bir kedi yavrusu bulmuş, almış kediyi evine götürüp, kalorifer peteğinin üzerine koymuş, ısınsın diye. Nezihi Ağabey iyi kalpli insan, niyeti kediyi kurulayıp salmak, tabi kedi yanan kaloriferin üstünde durmamış kaçmış, Nezihi Ağabey de kedi kaçmasın diye kalorifere bağlamış, bir saat sonra bir bakmış kedi mefta olmuş.”

-Fıkra gibi, aslında sizin Karadeniz’de hayat fıkra gibi öyle değil mi?

“İnan şu laz fıkralarının en az  %80’i gerçek.”

-Örnek var mı?

“Benim küçükken Rize’de bir arkadaşım vardı adı Eşref, o zamanlar da Eşref türküsü diye bir türkü var çok meşhurdu. Bunun babası da Eşref türküsünün hastası olduğu için oğlunun adını da Eşref koymuş türküden dolayı. Bir gün Eşref’in babası sabah işe gitmiş, annesi ile Eşref oturuyorlarmış. Radyoyu açmışlar, Eşref türküsü çalıyormuş. Eşref annesini çağırmış; ‘Ana gel bak babamın türküsü başladı.’ demiş. Anası da, ‘Ula uşağım kapat radyoyu, baban bu türküyü çok seviyor, kapat da boşa çalmasın, akşam baban gelince dinler.’ demiş.”

-Fıkra diye anlatsan olur gerçekten.

“Ya daha neler var. Mesela bizim Ayder Yaylası’na çıkarken meşhur Ali Baba Alabalık Tesisleri vardır. Tesisleri geçtikten 300 m. sonra yolun sağında bir tabela; ‘Ali Baba Alabalık Tesisleri 300 metre geride’ diye. Millet yol üstüne tabela yazar, ‘ileride’ diye, bizim Lazlar ‘geride’ yazıyor.”

-Ağabey bunu duymuştum da ben fıkra sanıyordum, gerçekmiş meğer.

“Bizim orada bir cami imamı vardı, bir gün Cuma namazında vaaz verirken; ‘Ey cemaat kızlarınıza sahip çıkın mini etek giyiyorlar, caiz değil’ demiş. Cemaatten biri çıkıp; ‘Hoca senin kız da mini giyiyor ne olacak şimdi?’ deyince, imam ‘Bizimkine çok da yakışıyor mini etek’ diye cevap vermiş.”

- Hasan Ağabey son olarak Kartal ve Kartalspor ile ilgili görüşlerinizi alabilir miyiz?

“Ben Maltepespor’un başındayım, komşu sayılırız. Zaten Kartal yıllardır bildiğim ve çok beğendiğim bir ilçe. Futbol hayatımın son dönemlerinde Kartalspor’da oynadım ve çok güzel günler geçirdim. Hatta o zaman birinci lige çıkıyorduk neredeyse, şu an Kartalspor’u takip ediyorum, Lig A’ya yükseldiler ve istikrarlı bir şekilde devam ediyorlar. Kartal Belediyesinin spor alanındaki faaliyetlerini de yıllardır takip ediyorum. Türk futboluna yaptığı hizmetleri takdir ediyorum. Bu konuda Belediye Başkanı Arif Dağlar’ı hizmetlerinden dolayı tebrik ediyorum. Bir çok önemli futbolcu buradan yetişti; Fenerbahçeli Volkan, Galatasaraylı Servet bunlardan bazıları ve Kartalspor çok eski köklü bir takım. Bence süper ligi hak ediyorlar.”

Harun ŞEN

Fotoğraflar: Refah TERZİ