Her annenin kalbi öncelikli olarak çocuğu için çarpar. Evlatları dünyaya geldikleri andan itibaren onlar içindir varolma nedenleri. Ha büyüdü büyüyecek, ha okula gitti mezun olacak, ha askerlik ha evlilik derken ömür tüketirler uğurlarında. Hele bir de evladı engelli ise mesuliyet daha büyük, hayatla mücadele daha zordur. Tıpkı Anneler Günü vesilesiyle bizi evinde ağırlayan Ercan ve Oğuz Köse’nin annesi Gülcan Hanım’ın mücadelesinde olduğu gibi…
|
|
Anneler Günü dolayısıyla, Kartallı anne Gülcan Köse İle görüştük.
|
Boşuna ana yüreği dememişler, herkesten farklı atıyor onunkisi, herkesten önce hissediyor, herkesten önce acıyor. Bütün ömrünü yavrularına, evlatlarına veriyor. Evlilik denen yeni yolculuklarında ana oldular mı mücadeleleri de başlıyor. Ömür onlara, evlatlara adanıyor. Tıpkı Ercan ile Oğuz Köse’nin annesi Gülcan Hanım’da olduğu gibi. Her yıl mayıs ayının ikinci pazar günü kutlanan Anneler Günü vesilesiyle konuk olduk Gülcan Hanım’ın evine. Kartallı bir annenin söylediklerine kulak vermek, iki evladı engelli olan; yıllardır onlara analık, sekiz yıldır da hem analık hem babalık yapan Gülcan Hanım’ın sesini duymak, sizlere de duyurmak istedik. Tüm annelerin Anneler Günü’nün kutlu olması dileğiyle…
Gülcan Hanım 1948 yılında Manisa’nın Kula ilçesinde dünyaya gelir, daha bir yaşındayken de ailesiyle birlikte Kartal’a taşınır. Girişken, aklı başında, özgüven sahibi bir öğrencidir Gülcan Hanım. Ortaokulu bitirdikten sonra okumaz, belki de okutulmaz zamanın şartları dolayısıyla. 1965 yılında astsubay Faruk Köse ile evlenir. Eşinin mesleğinden ötürü de memleketin görmedik ili kalmaz; Erzurum, Diyarbakır, Gaziantep gezer durur. 1966’da en büyük çocuğu Ercan, daha sonra Füsun ve 1 Eylül 1971’de de son çocuğu Oğuz dünyaya gelir. 1974’te temelli olarak Kartal’a yerleşen Köse Ailesi’ni bundan sonra zor günler beklemektedir. Çünkü Gülcan Hanım’ın iki oğlu da, orta derecede zeka geriliği nedeniyle doğuştan engellidir. Gelin hikayenin geri kalanını Gülcan Hanım’dan dinleyelim…
| |
|
|
Gülcen Köse, kızı Füsun ve oğlu Oğuz ile birlikte.
|
“Unutmasınlar ki; bu çocuklar bizim”
“İki oğlumun da rahatsızlığından hamileliğim sırasında haberdar değildim. Doğumda da bir şey söylenmedi, çünkü belli olan bir şey yoktu. Ta ki Ercan’ın ve Oğuz’un yürümesi, konuşması gecikinceye kadar. Şimdi biri 42, diğeri de 37 yaşında. İkisinde de maalesef orta derecede zeka geriliği söz konusu.” İlk öğrendiğinde dünyası yıkılmış Gülcan Hanım’ın. Doktorlar, tedaviler sonuç vermemiş. İki oğlu da okuma yazmayı Kartal Zekeriya Güçer İlköğretim Okulu’nda öğrenmiş. Okuluna devam edemeyen ancak sosyal ilişkileri oldukça iyi olan Ercan, doktorların da tavsiyesiyle bir işe yönlendirilmiş, şimdi bir çay ocağında çalışıyor. Oğuz da, Sabri Taşkın Eğitim ve Uygulama Okulu’na gidiyor. İki oğlunun da Ketim Gazetesi yakından takip ettiğini söyleyen Gülcan Hanım sözlerine şöyle devam ediyor: “Yeni sayı çıkar çıkmaz, Hasan Ali Yücel Kültür Merkezi’nden alıp gelir Ercan. Hem komşularımıza dağıtır hem de oturur satır satır okur, kimseyle de paylaşmaz, saklar.”
Gülcan Hanım’ın hayatındaki zorlukları ve acıları bir süre sonra iki oğluyla da sınırlı kalmaz. Eşi Faruk Bey tansiyon rahatsızlığından ötürü felç geçirince, Gülcan Hanım artık sadece iki oğluna değil eşine de bakmak durumundadır. Bir taraftan Ercan bir taraftan Oğuz’la ilgilenen Gülcan Hanım 1988 yılında felç geçiren eşini de tam 12 sene sırtında taşır. “Eşimin rahatsızlığı sebebiyle çocuklarımın okuluna yeterince vakit ayıramadım. Bu nedenle şimdi büyük oğlum çalışıyor ama Oğuz’umu iyiki de Sabri Taşkın Eğitim ve Okulu’na vermişim. Allah o okulu yapanlardan da razı olsun. Oğuz artık okulsuz duramıyor. Sabah saat dokuzda gidiyor öğleden sonra üç gibi geliyor. Okul ona çok şey kazandırdı. Oturması, kalkması, sofra kurması… her şeyi değişti. Konuşuyor, gülüyor, her şeyden haberdar. Takım tutuyor, maça bile gidiyor. Sıkı bir Beşiktaşlı.”
Çocuklarından ötürü hiçbir zaman aşağılık duygusuna kapılmadığını, onlardan hiçbir zaman utanmadığını, her zaman için onların temiz, bakımlı ve sağlıklı olmaları için elinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştığını belirten Gülcan Hanım, hayatı boyunca kızı Füsun Hanım’ın kendisinin en büyük yardımcısı olduğunu söylüyor. Oğullarının kendisine hiçbir zaman eziyet gibi gelmediğini çünkü bir ana yüreği taşıdığını belirten Gülcan Hanım, Anneler Günü vesilesiyle Kartallı annelere özellikle de engelli annelerine seslenmeyi de unutmuyor. “Engelli anneler çocuklarını ilk önce kendileri kabullensinler. Hiçbir zaman aşağılık duygusuna kapılmasınlar. Unutmasınlar ki, bu çocuklar bizim. Onları bir odaya kapatmasınlar, kendileri nereye gidiyorlarsa çocuklarını da götürsünler. Ve onları eğitmeye gayret etsinler. Bunun okulu var, derneği var, destek hizmetleri var. Unutmasınlar ki; onlar da yaşamak, nefes almak için bu dünyaya geldiler.”
Sanem ATAMAN
|